|
BOZATLI HIZIR
Hz. Hızır denildiği zaman; İslâm inancı içerisinde darda, sıkıntıda, zorlukta, çaresizlikte kalanlara, çağırdıkları zaman hemen yardımcı olan; onların bütün müşkülâtlarını çözen; yer, zaman, mekân, uzaklık, yakınlık gibi ölçülerin dışında olan; yar¬dımcı ve kurtarıcı melek olarak tasvir edilir.
Özellikle Doğu yörelerimizde kış aylarının zorluğu ile; ambarlarda unun azalmaya yüz tuttuğu; peynirin, çayın, şekerin, yağın, odunun, tezeğin, yakacağın, otun, samanın yavaş, yavaş bitmeye başladığı günler kış aylarının en sıkıntılı günleridir. Bu günlerde Hz. Hızır bütün bereketi ve yardımları ile çağrılır. Alevî İslâm inan¬cı içerisinde, tutulan Hz. Hızır orucunun bu aylara denk gelmesi de sanırım onun en çok ihtiyaç duyulduğu bu sıkıntı dolu aylardaki yardımlarından kaynaklanmaktadır. Alevî İslâm inancında olduğu gibi Sünnî İslâm inancında da Hz. Hızır önemli bir yer tutar. Sünnî canlar da zaman zaman sıkıntı ve darlıklarında Hz. Hızır'dan yardım beklerler. Ancak Sünnî İslâm inancında; Alevî İslâm inan¬cında olduğu gibi dinî bir motif hâline getirilmemiş, Hz. Hızır için belli bir günde oruç tutulmuyor ve Hz. Hızır için yapılan lokma da bilinmiyor. Sadece, Hz. Hızır, Allah'ın diğer melekleri gibi tasvir ediliyor.
Alevî İslâm inancı içerisinde Hz. Hızır, inanç sisteminin önemli bir bölümünü teşkil eder, hatta her aşiretin ve ocağın kendine özgün bir Hızır'ı ve Hz. Hızır için tuttukları oruç ve lokma günleri bulunmaktadır. Bu sebeple özellikle Doğu yörelerimizdeki Alevî insanlar, Hz. Hızır'ı Boz Atlı Hızır, Kır Atlı Hızır, Dor Atlı Hızır, hatta Hozatlı Hızır şeklindeki isimlerle de çağırmaktadırlar. Ocak aynın son haftasından başlamak üzere şubat ayının 16, 17 ve 18. günlerine kadar her aşiret ve ocak üçer günlük belli dönemlerde oruç tutarak, lokma yaparak bu dinî inanç geleneğini yerine getirirler. Bu gelenek hâlen Doğudaki Alevî insanları arasında devam etmektedir. Ancak şehirlere göçten sonra, Alevî dernek ve vakıflarının da etkisiyle hemen hemen her büyük kentte bu dinî gelenek, Şubat ayının 16, 17 ve 18. günleri yerine getirilmeye ve o günün sonunda da Hz. Hızır cemi yapılarak oruç tamamlanmaya başlamıştır. Ayrıca her oruç tutan can da kendi evinde Hz. Hızır lokması yaparak çevresindekilere dağıtır.
Hz. Hızır orucunun sözlü olarak günümüze kadar gelen ana kaynağı şöyledir: Bir gün Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ateşli bir hastalığa yakalanırlar ve gün¬lerce yatarlar, Hz. Ali ve Hz. Fatıma bu duruma çok üzülür ağlarlar. Hz. Ali Allah'a yalvararak: “Ya Hızır! Çocuklarımın imdadına yetiş, onlara sağlık ve sıhhat ver, hastalıktan¬ kurtar, senin için ahdim olsun üç gün oruç tutacağım.” diyerek yalvarır. Bu duası ka¬bul olur, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin hastalıktan kurtulurlar. Hz Ali, Hz. Hızır'ın bu yardımından dolayı ailesiyle birlikte oruç tutmaya başlar, akşam iftar edecekleri zaman kapıya bir fakir gelerek kaç gündür aç olduğunu söyler ve Hz. Hızır aşkına lokma ister, onlar da o akşamki iftar edecekleri yiyeceklerinden bir kısmını verirler, ikinci günü gene iftar edecekleri zaman bir fukara gelerek Hz. Hızır için lokma ister gene iftarlıklarından bir kısmını verirler ve üçüncü gün gene iftar edecekleri zaman kapıya gelen fukaraya Hz. Hızır aşkına lokma vererek yolcu ederler. Daha sonra durumdan Peygamberimiz Hz. Muhammed, haberdar olur ve onların ne güzel bir hayır yaptıklarını, oruçlarının ve dileklerinin Allah katında kabul olunduğunu müjde eder ve bu ibadetlere delil olarak da kendilerine Kur'an-ı Kerim'den şu ayetleri gösterir:
MÜ'MİNÛN 8. Yine onlar ki, emanetlerine ve verdikleri sözlere riâyet ederler.
İNSAN 7. O kullar adaklarını yerine getirirler. Kötülüğü her yanı kuşatmış bir günden korkarlar.
İNSAN 8. Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.
İNSAN 9. (Yedirdikleri kimselere şöyle derler:) “Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz.”
İNSAN 10. “Çünkü biz, asık suratlı, çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız.” [1]
Yukarıdaki ayetlerden de anlaşıldığı ve teyid edildiği gibi Allah yolunda oruç tutama, Hz. Hızır orucu tutma, Hz. Hızır lokması dağıtma ve bu orucun son gününde yapılan Hızır cemi önemli bir kutsiyet teşkil eder. Ancak bu arada bir konuya değinmekte yarar görmekteyim. Alevî inancına mensup bazı dedelerimiz ya da büyüklerimiz bu orucu anlatırken; Hz. Ali'nin kapıya gelip lokma isteyen kişiye bütün yiyeceklerini verdiğini, kendisi ve ailesinin oruçlarını sadece suyla aça¬rak üç gün aç kaldıklarını; üçüncü gün kendilerine Hakk'tan bir sofra geldiğini ve bu kudret yiyecekleriyle iftar ettiklerini anlatmaktadırlar. Hatta bu durum Hz. Muhammed'e anlatılırken orada Sahabelerlebirlikte Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman'ın da bulunduklarını, gökten gelen bu kud¬ret sofralarının kendilerine gelmesi için onların da oruç tuttuklarını, uzun bir zaman oruç tut¬tukları hâlde böyle bir güzelliğe erişemediklerini de anlatmaktadırlar. Ancak olayın bu şekilde anlatılması sanırım Alevî insanının Hz. Ali'ye olan bağlılığından ve ona verilen değerden kaynaklanmaktadır. Fakat bu söyleyişle, Hz. Ali'yi üç gün aç bırakarak ona yoksulluk elbisesi giydirmenin de onurlu bir davranış olduğuna katılmamaktayım. Hz. Ali'yi son derece ekonomik sıkıntılar içinde göstermek, fakirlik ve yoksullukla âdeta boğuşur vaziyette nakletmek, yanlış olacaktır. Çünkü Hz. Ali gibi her konuda üstün meziyetlerle donanmış, bütün güzellikleri kendinde toplamış, bütün toplumda her yönüyle örnek bir insanın böyle fukaralık süs¬leriyle tasvir edilmesi, ona üstün dereceler vereceği yere; gelecek günleri için hiçbir çaba ve azim sarfetmeyen güçsüz ve gün bulup gün yiyen bir konuma sokar ki, bu durum Hz. Ali'ye uygun bir mizaç olamaz; zira o, her zaman çalışmadan ve üretmeden yana olduğu gibi yarınki günlerin neler getireceğini çok iyi bilen üstün niteliklere sahip bir Allah dostu idi. Sanırım bu yoksulluk içinde göstermenin nedeni; fakir, fukara yoksulluk içinde olduğu hâlde bir dilim ekmeğini başkalarıyla bölüşen, hatta elinde ne varsa Allah yolunda vererek aç kalmayı bile göze alan kişilere daha kutsal bir gözle bakılması, onların dinî ve insanî yönden ilahî mertebelere yükseltilmelerindendir. Ancak Hz. Ali bu derece yoksul ve perişan bir hâlde olamaz. Zira çocuklarının dedesi Hz. Muhammed hem koca bir devletin başkanı, bütün ümmetin peygamberidir, kendisi de koca devlete halifelik yapmış, ordularda komutanlık görevi üstlenmiştir, bu kadar fukaralık kendisine yakıştırılamaz.
Alevî İslâm inancında Hızır orucu tutulan günlerde özellikle köy yerlerinde hamur tekneleri akşamdan unla doldurulur ve Hz. Hızır'ın gelip bir işaret bırakması beklenir; zaman zaman böyle işaretler görerek kurbanlar kesenler de olmuşlardır. Özellikle un teknesinin üzerinde Hz. Hızır'ın el ve parmak işaretleri aranır.
Hz. Hızır hakkında muhabbet meydanlarında bir çok söylenceler anlatılır bu güzellikler muhabbet meydanlarının mezesi olur, bunlardan bir iki tanesini anlatmak istiyorum fakat bu söylencelerden de ders almak gerekmektedir:
Adamın birisi Hz. Hızır'ı çok severmiş, her yıl onun için bir öküz kurban eder, fakir fukara¬ya dağıtırmış; sonra da: “Ya Hızır bana bu öküzün gücünü ver.” dermiş. Bu şekilde tam altı öküz kurban etmiş fakat gene dileği yerine gelmemiş. Artık yedinci öküzü yere yatırıp kurban etmeden şöyle demiş: “Ya Hızır! Ben sana altı öküz kurban ettim, sen benim dileğimi yerine getirmedin bu da kurban edeceğim yedinci öküzdür, eğer bu kurban ettiğim öküzlerin gücünü bana verirsen de önemli değil, vermezsen de önemli değil.” Böyle dedikten sonra öküzü kesmiş ve dağıtmış. O gece rüyasında Hz. Hızır'ı görmüş; Hz. Hızır: “Sen bana altı öküz kesip dileğinin kabulü için dağıttın ve yedinci öküzde de dileğin kabulü içinde bunları dedin, şimdi ben de senin bütün dileklerini ka¬bul ederek yedi öküzün gücünü vereceğim, çekebilirsen çek.” diyerek kayıp olmuş. Adam uykudan uyandığında ne görsün; gözleri elma kadar olmuş, kulak deliklerinden ve burun deliklerinden âdeta ateş fışkırmakta, göğsü davul gibi dum dum inip kalkmakta. Zavallı adam, âdeta bir balon gibi şişerek, patlayarak can vermiş. Bu söylencedeki mana, insanların tamahkâr olmamalarını ve yetinmeyi bilmelerini salık vermektedir.
İslâm inancı içerisinde Hz. Hızır'a baktığımızda, onun gelecekten haberdar olduğu, bazen de olayların meydana gelmesinden de önce insanlara yardımcı olduğu görülmektedir. Bu durum Kur'an-ı Kerim'de Hz. Hızır ile Hz. Musa'nın arkadaşlığında da görülmektedir:
Kehf Sûresi 61 - 82. Ayetler: [2]
61. Onlar iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. Balık denizde yolunu tutup kayıp gitti.
62. Oradan uzaklaştıklarında Mûsâ beraberindeki gence “Öğle yemeğimizi getir, bu yolculuğumuzdan dolayı çok yorgun düştük” dedi.
63. Genç, “Gördün mü! Kayaya sığındığımız sırada balığı unutmuşum. –Doğrusu onu sana söylememi bana ancak şeytan unutturdu- Balık şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti” dedi.
64. Mûsâ: “İşte aradığımız bu idi” dedi. Bunun üzerine tekrar izlerini takip ederek gerisin geri döndüler.
65. Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.7
66. Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi.
67. Adam şöyle dedi: “Doğrusu sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin.”
68. “İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?”
69. Mûsâ, “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın. Hiçbir işte de sana karşı gelmeyeceğim” dedi.
70. O da şöyle dedi: “O halde eğer bana tabi olacaksan, ben sana söylemedikçe hiçbir şey hakkında bana soru sormayacaksın.”
71. Derken yola koyuldular. Nihayet, bir gemiye bindiklerinde (adam) gemiyi deldi. Mûsâ, “Sen onu içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu, şaşılacak bir iş yaptın.” dedi.
72. Adam, “Sen benimle beraberliğe asla sabredemezsin, demedim mi?” dedi.
73. Mûsâ, “Unuttuğum için bana çıkışma ve bu işimde bana güçlük çıkarma!” dedi.
74. Yine yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocukla karşılaştıklarında adam (hemen) onu öldürdü. Mûsâ, “Bir cana karşılık olmaksızın suçsuz birini mi öldürdün? Andolsun çok kötü bir iş yaptın!” dedi.
75. Adam, “Sana, benimle beraberliğe asla sabredemezsin demedim mi?” dedi.
76. Mûsâ, “Eğer bundan sonra sana bir şey hakkında soru sorarsam, artık benimle arkadaşlık etme. Doğrusu, tarafımdan (dilenecek son) özre ulaştın (bu son özür dileyişim)” dedi.
77. Yine yola koyuldular. Nihayet bir şehir halkına varıp onlardan yiyecek istediler. Halk onları konuk etmek istemedi. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gördüler. Adam hemen o duvarı doğrulttu. Mûsâ, “İsteseydin bu iş için bir ücret alırdın” dedi.
78. Adam, “İşte bu birbirimizden ayrılmamız demektir” dedi. “Şimdi sana sabredemediğin şeylerin içyüzünü anlatacağım.”
79. “O gemi, denizde çalışan bir takım yoksul kimselere ait idi. Onu yaralamak istedim, çünkü onların ilerisinde, her gemiyi zorla ele geçiren bir kral vardı.”
80. “Çocuğa gelince, anası babası mü'min insanlardı. Onları azgınlığa ve küfre sürüklemesinden korktuk.”
81. “Böylece, Rablerinin onlara, bu çocuğun yerine daha hayırlı ve daha merhametli bir çocuk vermesini diledik.”
82. “Duvar ise şehirdeki iki yetim çocuğa ait idi. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları da iyi bir insandı. Rabbin, onların olgunluk çağına ulaşmalarını ve Rabbinden bir rahmet olarak definelerini çıkarmalarını istedi. Bunları ben kendi görüşüme göre yapmadım. İşte senin, sabredemediğin şeylerin içyüzü budur.”
Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi Hz. Hızır, sadece darda kalanlara değil, sonradan meydana gelecek olaylara da Allah'ın emirleri doğrultusunda müdahale etmekte; kimsesizlere, yetim ve yoksula yardımcı olmaktadır. Allah'ın bu güzellikleriyle donanmış bir meleğine oruç tutmak, lokma dağıtmak inancımızın bir güzelliğini vurgulamaktadır.
Hz. Hızır hakkında yazdığım ve Hızır cemlerinde de söylediğim iki deyişimi buraya almayı uygun gördüm.
BOZ ATLI HIZIR
Senin için niyet ettim Hüda'ya
Gel yetiş imdada Boz Atlı Hızır
EI atarsın yetmiş iki gedaya
Gel yetiş imdada Boz Atlı Hızır
Darda kalan senden bekler el eman
Musa ile kardeş oldun bir zaman
Yusuf'u çıkardın derin kuyudan
Gel yetiş imdada Boz Atlı Hızır
Sabır oldun şu Eyyub'un derdine
Koç getirdin İsmail'in yerine
İsa ile çıktım Hak seferine
Gel yetiş imdada Boz Atlı Hızır
Âl-i Abâ Fatıma hep ağlamakta
Yoldaş oldun Hz. Muhammed'in göçüne
Perde saldın mağaranın içine
Yardım ettin yaşlısına gencine
Gel yetiş imdada Boz Atlı Hızır
Hasanla Hüseyin hasta yatakta
Hakka niyaz edip niyet tutmakta
Gel yetiş imdada Boz Atlı Hızır
Ali'm niyet etti üç gün oruca
Hasan'la Hüseyin şifa bulunca
Boz Atlı Hızır'dı gelen o gece
Gel yetiş imdada Boz Atlı Hızır
İki gün iftarda sofra serdiler
Yemediler lokma diye verdiler
Hasan'la Hüseyin açız dediler
Gel yetiş imdada Boz Atlı Hızır
Üçüncü gün yine sofra serildi
Taamın bir kısmı lokma verildi
Şahım Hak bizlere himmet eyledi
Gel yetiş imdada Boz Atlı Hızır
Gönül perdemizi açıp bakalım
Şahın sofrasından nasip alalım
Hızır'dan gayrısı değil bilelim
Gel yetiş imdada Boz Atlı Hızır
Doğancan daima çağırır seni
Hem darda, efkârda koyma dost bizi
Lokmam pişirip dağıttık yeni
Gel yetiş imdada Boz Atlı Hızır
HIZIR, HIZIR PİRİM HIZIR
Hızır, Hızır pirim Hızır
Her tarafta hazır u nazır
Ahu zarda kaldık darda
Carımıza yetiş Hızır
Issız dağların başında
Poyraz eserken kışında
Gece gündüz çağrışımda
Carımıza yetiş Hızır
Gelir ise bir boz atlı
Kayan yıldızdan suratlı
Nur yüzlüdür ak sakallı
Carımıza yetiş Hızır
Darda kalanın eşisin
Yetim, yoksulun düşüsün
Doğancan, der erenler başısın
Carımıza yetiş
|