|
|
|
www.hubyar.org |
ALEVİ KÜLTÜR DERNEĞİ CULTURAL ASSOCIATION ORGANIZATION |
|
|
|||
|
|
|||
|
BİR ALEVİ DEDESİNİN TEKKE KÖYÜN’DE 1973 seçimlerinde Adalet Partisi Sivas milletvekili adayıydım. İsmim, listenin dördüncü sırasındaydı. 1969 seçimlerinde Alevi camiaya dayanan Birlik Partisi, Sivas’tan iki milletvekili çıkardığı ve A.P. oylarını böldüğü için, il merkezi tedirgindi. Acaba Aleviler, yine bir başka partiye ve mesela bu defa CHP’ye kayabilirler miydi? D.D.Y. Atölyesinde çalışan iki Alevi arkadaşım vardı: Ali Karlı ve Haydar Belde! Seçimlere yakın bir gün bana geldiler. Dediler ki: - “1969 seçimlerinde bizimkiler, B.P.’ ye kaymasalardı, sen yüzde yüz A.P. milletvekili olacaktın.B.p.’nin Sivas’ta en büyük zararını sen gördün .Şimdi bu seçimlerde, istiyoruz ki, bizimkiler yine bir yanlış yapmasınlar. Bu bakımdan bazı Alevi dedeleriyle görüşmeye karar verdik. Seni de bizim hatırı sayılır dedelerimizden Şeyh Memmed’in Tekke köyüne götüreceğiz. Şeyh Memmed, bizimkiler üzerinde büyük nüfus sahibi! Sivas’tan ve çevre illerden gelen ziyaretçiler onun köyünde hergün 3-5 koyun kesiyorlar, ziyaretine gidersek, gönlünü alırsak çok iyi olur.” Şeyh Memmed, Hafik ilçesinin Tekke köyünde oturuyor. Bir Pazar günü, arabamızın başını şeyhin köyüne çevirdik.Yanımda Ali Karlı ile Haydar Belde var. Tekke köyü, belki de ikibin metre yüksekliğinde bir dağ başında. Dağ yoluna tırmanmaya başlayınca, beni ter bastı.Yola, yol demeye bin şahit ister. Hani yukarıdan bir öküz arabası inse, benim kıvrılr kıvrıla, birkaç yüz metre geri çekilmem gerekecek. Bir toz bulutu içinde döne dolaşa Tekke Köyüne ulaştık. Baktım ki, Tekke köyü 5-10 haneden ibaret.Her kapının önünde bir kangal köpeği. Hayvanlar, bize aldırmadılar. İri başlarını öne doğru uzattıkları yakları üzerine koyup uykuya dalmışlar önlerinde iri ciğer parçaları ve etli etli kemikler . Şeyh
Memmet’in evi, tertemiz bir ev. Kendisi de boylu- poslu, sevimli,
terbiyeli,bir Türkmen beyi. Hal-hatır sormaktan, hoş-beş etmekten sonra, bize
çok bereketli bir yer sofrası açtırdı.Önümüze sahanlar dolusu koyun
kızartmaları konuldu. Ben, ömrümde o kadar çok et yemeğini ilk defa şeyhin
sofrasında gördüm. Herbirimizin tabağında, neredeyse bir karış yüksekliğinde
koyun kızartması. İçimden “Allah Allah! Dedim bu ne müthiş bir cömertlik!” Yemeğe
başlamadan önce, Şeyh Mehmet, karşımda el bağladı: “ Efendi dedi söyle bana! Şimdi sen rakı mı istersin? Şarap mı? Votka mı istersin? Viski mi? Yoksa bira mı, likör mü, şeri mi, konyak mı.. getireyim mi sofrana?.. Anladım, fakat şeyhin sözlerini ciddiye almıyor göründüm. “ Şeyh
Efendi dedim sen benimle şaka yapıyorsun! Ama bu işin şakası bile olmaz. Ben
bilirim ki, bir alevi dedesinin evinde içkinin katresi bile bulunmaz.
Kattiyyen içki içmediğimi arkadaşlarım bilirler.Ben, her gün zil zurna sarhoş
gezen bir adam olsaydım da bu eve içkili gelmezdim.Sen şimdi şakayı bırak ta,
bize ayran ve su söyle!” Şeyh
edeble baş eğdi. Karnımızı doyurduk. Yemekten
sonra yine karşımda el bağladı: “ Efendi
dedi şimdi Şaşırdım
kaldım. Bir dağ başın da kırk ülke çayı! Bu defa gerçekten şaka mı yapıyordu?
Güldüm: “ Haydi
bir Japon çayı içelim” dedim. Şeyh
Mehmed odadan çıktı.Biraz sonra, ince, uzun bir ambalaj içinde bir çay
paketiyle çıkıp geldi.Yukardan aşağıya doğru eciş-bücüş yuvarlanan Japon
harfleri çığlıklar koparıyordu. “ Efendi! dedi. Bunu da evine götür. Çoluk çocuk ta içsinler!” Ömrümde ilk japon çayını, o dağ başında, Şeyh Mehmed’in evinde içtim. Çaydan sonra kalktım: “ Şeyh efendi dedim bana şu köyünü bir gezdir bakalım!” Dedelerin yattığı bir türbeye birlikte girdik. İçime bir sıcaklık yayıldı.Çünkü mezarlar,aynen Türkistan’da gördüklerime benziyordu.Hepsine ayrı ayrı fatihalar okudum.Şeyh Memmed memnun ve mağrur bir yüzle bana bakıyordu. “ Şeyh efendi dedim gelmişken, bir de bu tekkenin mescidinde iki rekat şükür namazı kılayım istiyorum.” Türbenin birkaç metre ötesinde, artık bir iki karış kalmış tümsekleri eliyle gösterdi. Başı önündeydi, utanıyordu! “ Eskiden mescidimiz buradaymış. Yıkılmış gitmiş. Biz de yeniden yaptıramadık.Ama yaptırmak lazım!” Elimi omuzuna koydum ve çok yumuşak bir sesle dedim k: “ Bak
işte bu olmalı Şeyh efendi. Şimdi sen bu dağ başında, şu türbede yatan
dedelerin sayaesinde, sultanlar gibi yaşıyorsun! Bak Şeyh
Mehmet yine büyük bir edeple cevap verdi: “ Efendi
vallah billah sen, kitabın tam orta yerinden konuşuyorsun. Geçende,
arkadaşlarla Sivas’a giderken aramızda konuştuk.Yahu dedik bu böyle olmaz!
Biz müslümansak camimiz olmalı. Hıristiyansak kilisemiz, Museviysek havramız
olmalı.E bizde hiçbirisi yok.Elhamdüllah bizde müslümanız.Ama namazsız,
camisiz Alevilk olur mu?Camilerimi yeniden yaptırmak lazım.” Tekke
köyüne 21 yıldır gidemedim.Şeyh Mehmet Camiyi yaptırdı mı yaptırmadı mı
bilmiyorum. |
|||
Bu yazi türkiye gazetesinde 27-agustos 1994 yilinda köse yazari yavuz Bülent bakiler tarafindan kaleme alinmistir. Bu yaziyi Arsivinden cikartarak bana veren Sayin fikri KARAMAN,a tesekkürler.
Ali KENANOGLU
Yukarıdaki yazı orjinal haliyle adı geçen siteden alınmıştır!
Yavuz
Bülent Bakiler’in Türkiye Gazatesinde yayımlanan başka bir yazısını da aşağıda
sunuyoruz;
Aleviler Müslümandir . PIR SULTAN ABDAL ise Alevi degil bir GULAT,tir
Onun davasi Ali iledir Aliye Sifatlar yamayan bir SAPIK bir GERI KAFALI,dir ve bu yazida sözde Alevilerin Müslümanligi savunularak Ulu ozan Pir Sultan Abdal dinsiz ve sapiklikla suclaniyor
20-06-1992 ( TÜRKIYE GAZETESI)
YAVUZ BÜLENT BAKILER
Not: Sadece koyu siyah renkte olan cümleler www.Hubyarlilar.Org tarafindan yazılmıştır!