|
PİR SULTAN ABDAL
Osmanlı Padişahı Yavuz Selim ile Sefavî Hanedanı Şah İsmail arasındaki siyasi çatışmanın sonucu; Anadolu'daki Türkmen kökenli Alevî'ler Osmanlı Yönetiminin zulüm ve katliamına hedef olmuştur. Osmanlı Hanedanının, Alevî Türkmenlere karşı takındığı bu siyasi haset, mazlum kanı dökmekle kalmamış, Toplu katliamlardan daha kötüsü; Şeyhül İslam fetvaları ile Anadolu insanının kafasına yerleştirilen asılsız isnat-iftira ve karalamalar olmuştur.
Bu siyasi haset ve hak tanımazlık yüzünden, yapılan kıyımlarda birçok masum insanın canına kıyıldığı gibi; çağının eşsiz Ozanı ve "Ehlibeyt" (Muhammed-Ali ve Pâksoy)un aşıkı olan Pir Sultan Abdal'ın da canına kıyılarak, Sivas' da asılmıştır.
Osmanlı iktidarına asi olup isyan çıkardığı uydurması ile idam edilen Pir Sultan Abdal'ın şiir ve deyişlerini tetkik ettiğimiz de görülecektir ki; Pir Sultan bir siyaset adamı olmaktan uzak, bir halk Ozanı ve bir Hakk aşıkıdır.Osmanlı Yönetimi'nin Anadolu Türkmenlerine uyguladığı "baskı, zulüm ve katliamları" sazı ve sözü ile dile getirip kınayan ve bir yerde o günün "Basın" görevini yapıp halkın sıkıntılarına tercüman olmuştur Pir Sultan.
Günümüzde de bu baskı ile "halkı susturma" usulü, zaman zaman iktidarların başvurduğu bir yöntemdir. İktidarların, milletine karşı işledikleri en ağır (insanlık suçu sayılan) hataların üstü örtülürken, kişilerin veya toplumların haklı talepleri, iktidarlar tarafından "isyan" kabul edilip en ağır cezalarla cezalandırılıyor!..
Pir Sultan' da böylesi bir zulme uğramış ve siyasi otorite tarafından Türk ulusuna "asi" olarak tanıtılmıştır... Osmanlı saltanatı yıkılıp Türkiye Cumhuriyeti kurulana kadar, Pir Sultan Abdal'ı ( Anadolu insanının çoğunluğu) gerçek kişiliği ile tanıyamadı. Cumhuriyet kurulduktan sonra, Türk milleti, "Osmanlı Ümmeti" olmaktan kurtulup özüne döndü ve "ulus millet" oldu. Ulus millet olmasını sağlayan kültürel örfler, âdetler ve felsefi inançlar Hacı Bektaş Veli gibi Hakk erenler ve Pir Sultan gibi Hakk aşıkı Ozanlar vasıtası ile devamlılık sağladığı Cumhuriyetin kurucuları tarafından fark edilip okullarda yeni nesil çocuklarımıza tanıtıldı...
Fakat bu "gerçekçilik" çok sürmeden önü kesilip Osmanlı Saltanatının ümmetçi zihniyeti geri getirilmek istendi. Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin okullarında, "bizi biz yapan" değerlerimiz birer birer yok edilmeğe başlandı! Bu yüzden de devletimiz ve milletimiz büyük zararlar gördü ve halen de zarar görmeğe devam ediyoruz.
Pir sultan Abdal ve nice Hakk erenlerimiz gerçek dışı tanıtıldığından ve bazı çevrelerin baskısı yüzünden bu Ulu Hakk dostlarının isimlerini dahi ağzımıza alamadık. Böylece, sistemli bir siyasetle bu gönül erleri unutturulmak istendi. İnsanlık dışı bu zihniyet güdenlerin bilmedikleri bir şey vardı, o da: " HAKK-MUHAMMED-ALİ" aşkı ile yanıp tutuşan Anadolu insanının sevgi ile yaşayan gönül âlemleri idi. Yazılı belgeleri yakılıp yok edilse dahi, bu gönül erleri sözlü gelenek ile bu Hakk erenlerin, "ÖGÜT-NASİHAT-UYARI ve EHLİBEYT'E MUHABBET DUYGULARI İLE DOPDOLU" deyiş ve mersiyelerini dilden dile, obadan obaya taşıyarak, ulu öncülerinin felsefe ve inançlarını yaşattılar. Tabii ki bu yaşam kolay olmadı.Maddi-manevi çok bedel ödediler.Ama yaşanan “AHLÂKSAL YAŞAM ve BARIŞIK DÜZENİN”in sağladığı huzur, güven, saygı, sevgi, hoşgörü ve özveri daha doğrusu insanı insan yapan erdemliliklerin kazanımı bu ağır bedelleri ödemeğe değerdi. Dağ köylerinde, verimsiz topraklar üzerinde, horlanmış ve katledilmeleri vacip kılınmış vaziyette yaşayan bu Alevi Türkmenler; sorunlarını kendi içlerinde sorgulayıp "Hak ve Adalet" üzere vicdan terazisinde tartarak karara bağladılar.. Polisi, Jandarmayı, Hakimi ve savcıyı meşgul etmeden ve yalancı şahit dinletip Allah'a asi olmadan davalarını sonuçlandırdılar, sorunlu olanlarını barıştırıp niyazlaştırdılar ve dualarla cemaattaki yerlerini aldırdılar...
Dünyada bir eşi bulunmayan böylesi bir inanç sistemine ve de bu potada pişip kemalete erişen, Pir Sultan'lar gibi ulu zâtlara yapılan isnat-iftira ve katliamın değerlendirmesini vicdanının sesini duyabilen okurlarımıza bırakıyoruz ve halen daha bu yanlış düşünce içerisinde yaşayanların da, uyarılmaları için Cenabı Allah'ın inayetine sığınıyoruz. PİR SULTAN'IN yaşamı ve idamı hakkında bir çok anlatım vardır. En düşündürücü tarafı da sıradan biri durumunda olmayan Pir Sultan gibi canını bir "cânânının yolunda" feda edebilen bir zatın, ne doğum ne de idam tarihi hakkında net bir kayıt bulmak mümkün değil. Pir Sultan'ı araştırıp-inceleyen ve hakkında kitap yazan birçok araştırmacı-yazar vardır. Bu yazarların ilki, merhum Sadettin Nüzhet Ergun,Pir Sultan'ı araştırdı, yazdı. Konuya merak salan diğer yazarlar da Pir Sultan'ı yazmadan edemediler. Pertev Naili Boratav, Abdülbaki Gölpınarlı, Cahit Öztelli ve İbrahim Aslanoğlu gibi araştırmacı yazarlar Pir Sultan hakkında araştırma yaparken, birçok "Pir Sultan" ismi tespit ettiler.
Sivas-Yıldızeli ilçesinin; Çırçır kasabasına bağlı Banaz köyünde yaşadığı kabul edilen Pir Sultan, çevresinde "Bir Hakk aşıkı ve bir eren zat" olarak tanınır. Herkes onun duasını alıp işine gidermiş... Rivayet odur ki: Hafik ilçesinin Sofular köyünde Hızır adında bir genç, köyünden çıkıp Banaz'a gelir. Pir Sultanın yanında azap durur ve mürit olur. Hızır görür ki, Pir Sultan kime dua ediyorsa o makam mevki sahibi oluyor. Hızır, "Pirim, bana da dua etsen, ben de bir makam sahibi olsam olmaz mı?" der Pir Sultan, "olur Hızır olur. Sana da dua ederim. Makam-mevki sahibi de olursun ama korkarım ki salahiyet eline geçince, beni asıp idam edersin!" Pir Sultan'ın duası ile türlü nimetlere erişenleri gören Hızır, onun geleceğini görüp sezdiğini anlayamadı ve talebinde ısrarlı oldu... Pir Sultan ona dua edip himmet etti.
Hızır İstanbul'a gitti. Saray'a girdi. Çeşitli görevlerde başarı gösterip vezirliğe kadar yükselerek, Sivas'a Vali atandı. Pirini makamına davet edip ona sofra kurdurdu. Pir Sultan yemeklere baktı ve "Hızır senin bu yemeklerin haram para ile meydana gelmiş, benim köpeklerim dahi bu haram yemekleri yemezler" demiş... Bu söze içerleyen Hızır, bunu ispatını istemiş Pir Sultan, köpeklerini ünlemiş. Köpekler gelince, haram denilen yemekleri yememişler fakat başka bir helal yemek verilince onu yemişler.
Bu durumda onuru kırılan Hızır, onurunu kurtarmak için Pirini tutuklatmış. Daha sonra pişman olup pîrini serbest bırakmak istemiş ve ona şart koşmuş: "Pirim, sana İran Şahına taraftar olduğun söyleniyor. Şah adı geçmeyen üç deyiş söyle seni serbest bırakayım"der. Fakat, Pir Sultan söylediği üç deyişin sonunu da "Şah" kelimesi ile bağlar. Bu duruma daha da bozulan Hızır, öfkelenip "asın bunu!" diye buyruk verir.
Pir Sultan'ın idamı ile ilgili bu kısa özet herkesçe bilinen söylentidir... Hal bu ise, o günkü ortamda, Anadolu halkının üzerinde estirilen ağır vergiler ve dolayısıyla baskı ve zulüm vardır. Ayrıca, İran Şahına taraftar olduğu savı ile Türkmen Aleviler hakkında verilen birçok idam fermanları ve bu zulme karşı halkın sesini sazı ve sözü ile dile getiren Pir Sultan, Osmanlı Hanedanının kahır okuna hedef olup idama mahkum edilmiştir. Yoksa, "haram yemeği yemedi" bahanesi ile Pir Sultan gibi bir Halk Ozanını idam etmek mümkün olamazdı.
Takdire şayandır ki, Pir Sultan da, Hz. Hüseyin gibi zulme boyun eğmeden, yiğitçe, son sözünü şöyle sürdürmüş:
Kadılar, müftüler fetva yazarsa
İşte kement işte boynum asarsa
İşte hançer işte kellem keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Toprakkale denilen zindanda bir hayli tutuklu bekletilen Pir Sultan, çektiği çileyi de şöyle dile getiriyor;
Kale'nin kapısı taştan demirden
Yanlarım çürüdü yaştan yağmurdan
Bir kimsem yoktur ki dostu çağırtam
Açılın kapılar şaha gidelim.
Bazı belgelere dayanılarak Pir Sultan'ın 1587-1590 yılları arasında idam edildiğini ve bu idamın Alevilik suçundan dolayı yapıldığını fakat, her yapılan idamlara bir kılıf uydurulduğu gibi bu infaza da bir kılıf uydurulduğu İbrahim Aslanoğlu'nun kitabındaki belgelerden anlıyoruz.
|