Yere Bakmak Öğretimizde Yok!

Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.

 
 BEN DEĞİL, BİZ VARIZ!
Hubyar Geleneği

· Görgü Cemi
· Semahı
· Yaylası
· Misafirperverlik
 
 

 Hubyardan Portreler

· Gönlümüzde Yaşayanlar
· Hubyardan Manzaralar
· Hubyardan İnsan Manzaraları

 

 Yedi Ulu Ozan

· Kaygusuz
· Pir Sultan
· Şah İsmail
· Kul Himmet
· Fuzuli
· Yemini
· Nesimi

 

 

 Makaleler

· Editörlerimizden
· Sizlerden Gelenler

 

 Video Galerisi

· 2006
· 2005
· 2004

 

 Gündem İçi

· İsyan!

 

 Linkler

· Standart Linkler

 

 

 

PİR SULTAN ABDAL ANLATMAKLA BİTMEZ! (1)

Pirsultan Abdal'ın evrenselliğini bir nebze belirtebilmek için bir de ingilizce bir dökümanının olmasını istedik. Anlayışınıza sığınıyoruz.

A sixteenth-century mystic poet from Sivas, about whose early life very little is known.
He lived under Süleyman the Magnificent, was involved in a Alevî rising and was hanged.
His poems, immensely popular for centuries among the Alevîs all over the Ottoman Empire,
bear traces of social and political protest and are written in the simple spoken Turkish
of his time.
Deutsch

I asked the yellow crocuses:
`Where do you spend the winter?'
`Dervish, what are you asking us?
We spend the winter underground.'
I asked the yellow crocuses:
`What do you live on underground?'
`Dervish, what are you asking us?
We live on bits of the mighty power.'
I asked the yellow crocuses:
`Why are your faces so pale?'
`Dervish, what are you asking us?
We draw on the fear of God.'
I asked the yellow crocuses:
`Have you father and mother?'
`Dervish, what are you asking us?
The earth's our mother, the rain's our father.'
I asked the yellow crocuses...
Staffs in their little hands,
Scriptures on the tip of their tongues,
The crocuses are one with the dervishes.
Pir Sultan is with the dervish brothers,
Face full of holy light,
With the white-bearded forefathers,
The crocuses are one with the dervishes.

I praise thy hand clever with the pen,
Scribe, write the Shah about my plight.
Thy sweet tongue deserves praises,
Scribe, write the Shah about my plight.
For God's sake scribe, write it like it is,
Night and day for the Shah I prayed,
May this bloody Sivas lie in ruins,
Scribe, write the Shah about my plight.
My swan song is heard all over Sivas,
Pine-covered hills are torn with strife.
Separated from friends - I am distraught,
Scribe, write the Shah about my plight.
The troublemaker runs the place as he pleases,
As deadly pallor settles on our rosy cheeks.
The imposter laughs away carrying his base deeds,
Scribe, write the Shah about plight.
Hey, Hizir Pasha! I'm called Pir Sultan Abdal,
Burning with desire to see my kith and kin again,
See what destiny you've conjured up for me,
Scribe, write the Shah about my plight.
Performance by Baris Manço, 3.3MB AU file.
Performance by Baris Manço, 3.3MB WAV file.

So many are my sufferings, which shall comsume me
The wounds of my heart again are raw.
For my sufferings, where shall I find remedy,
If there be cure only from the hand of the Shah.
All her garments are finer than the rose.
Do not scorn the nightingale; it is unfitting of the rose.
Such longing have I endured, my heart is bruised.
Easily come the fragments of my soul.
My tall and graceful cypress, my plane tree.
A fire strikes my heart; I blaze.
Toward you I pray, I turn always facing you.
My prayer niche is between your two brows.
Love is not fulfilled with glances,
Who flees from love is not a man.
The candle is not put out by the breath of a denier,
Once afire, the light of passion burns.
I am Pir Sultan, so much you have let yourself fall.
Without greeting, you come and you pass by.
Why do you flee this loving affection?
Is this to be the emblem of our way?

A lout has entered the loved one's garden,
A jungle, my lovely one, a jungle.
He tored the rosebud from the stem,
It's withered, my lovely one, it's withered.
I spread my rug in the public square,
I saw the loved one, thanks to the Lord.
Some day black soil shall cover me,
I'll rot, my lovely one, I'll rot.
You read that which you have written,
God has blessed your crescent brows,
Your cousins walk in Paradise,
The houris, my lovely one, the houris.
Whatever your faith shall be my faith,
Though Judgment Day break me tomorrow,
If I may kiss your milky throat,
Come near, my lovely one, come near.
I'm Pir Sultan, I begin from the First,
I take the good, reject tha bad,
A thousand flowers to fill one hive,

PİR SULTAN ABDAL (2)

Pîr Sultan Abdal'in yasami üzerine, yazili kaynaklarda pek bilgi yoktur. Dogum ölüm yillari bile bilinmiyor. Yasami üzerine bilgiler, genellikle, kendi siirlerinden, halk söylentilerinden, kusaktan kusaga anlatilagelen menkibelerden, bir de yakinlarinin ya da baska ozanlarin onu anlatan siirlerinden çikarilir.
Gene de bu yollardan epeyce bilgi edinilmistir, çünkü Pîr Sultan, baglandigi tarikatin din anlayisini, dünya görüsünü yansitmakta ya da derinlestirmek için soyut siirler yazan bir sanatçi degildir, dogrudan dogruya basindan geçenleri, kavgasini, özlemlerini, katlandigi acilari, yasaminin türlü yönlerini yansitan somut siirler yazmistir.
Siirlerden, halk söylentilerinden çikarilan bilgilere göre, Pîr Sultan Sivas'in Yildizeli ilçesinin Çirçir Bucagina bagli Banaz köyünde dogmustur. Yildizdagi eteklerinde, Çirçir'a kirk sekiz kilometre uzaklikta, denizden bin yedi yüz metre yüksekte, çogu tek katli kerpiç evleri, soguktan korunmak için yari yariyariya topraga gömülü bir köy...
Banaz'da bugün de Pîr Sultan'in oldugu söylenen bir ev, önünde sairin yasadigi dönemden kaldigina inanilan bir sögüt agaci, agacin altinda, asâsinin ucuna takip Horasan'dan getirildigine inanilan bir degirmen tasi vardir. Pîr Sultan yaz aylarinin güzel havalarinda bu tasin üstüne oturup karisiyla sohbet edermis. Köylüler bu evi, agaci, tasi kutsal sayarlar.
Kizinin yaktigi agitta uzun boyluluguna, biçimliligine deginilen sairin asil adi, siirlerinde belirttigine göre, Haydar'dir. Bir yerde soyunun Yemen'li oldugunu, bir yerde Peygamber'in öz torunu oldugunu söyler, bir yerde de Imam Zeynel-Âbidin'den "Zeynel dedem" diye söz eder. Uzmanlara göre, Pîr Sultan'in bu sözleri söylemesinin nedeni halk üzerindeki etkisini arttirmak içindir. Muhammed peygamber soyundan geldiklerini, "seyyid"liklerini ileri sürmek tarikat ululari arasinda bir gelenektir. Genel kani, sairin Iran'in dogusundaki Türk yurdu Horasan'dan, önce Iran Azerbeycani'ndaki Hoy kasabasina, oradan da Anadolu'ya göçüp Sivas'a yerlesen bir Türkmen soyundan geldigi yolundadir.
Çocuklugu çobanlikla geçen Pîr Sultan'in okuma yazma bildigi anlasiliyor, ama bilgin bir kisi oldugu söylenemez. Tekke egitimi çerçevesinde kalmistir. Halifeler tarihini, peygamber menkibelerini, evliya menkibelerini, tarikat kurallarini, Yunus Emre'yi, Hatâyî'yi bilir. Bunlar disinda, çaginin bilimleriyle ilgilenmedigi gibi, divan edebiyati ile de ilgilenmemistir. Siirlerinde Yunan mitolojisinin, Iran mitolojisinin izleri pek yoktur. Ayrica, genel olarak bütün tarikatlarin kaynaklandigi Tasavvuf felsefesinin yüksek konularina da girmez.
Söylentiye göre, Pîr Sultan'in üç oglu, bir kizi varmis. Ogullarindan Seyyit Ali Banaz köyünün üst yanindaki çam korusunda, Pîr Muhammed Tokat'in Daduk Köyünde, Er Gaib de Dersim'de gömülüymüsler. Adi Sanem olan kizinin Pîr Sultan asildigi zaman söyledigi agit çok ünlüdür. Bazi uzmanlar bu agiti Sanem'in agzindan bir tarikat ozaninin yazmis olabilecegini belirtirler. Pîr Muhammmed ise babasi gibi sairdir. Delikanli iken attan düserek öldügü, Pîr Sultan'in "Allah verdigini almaz dediler / Bana verdigini aldi n'eyleyim" derken bu olaya degindigi söylenir. Siirlerinden uzun yasadigi, çok çocugu bulundugu açikça anlasilan sairin, sagliginda iki ogul acisi görmüs
oldugunu ileri sürenler de vardir.
Pîr Sultan Alevî-Bektasî tarikatindandir. Tarikata girme arkadasi, yani musaibi, Ali Baba'dir. Baglandigi tekkenin pîri ise, Ahmet Yesevî'nin Anadolu'ya gönderdigi dervislerden Koyun Babanin tekkesinde, Bektasîligin kurucusu Haci Bektas Veli'nin tekkesinde posta oturmus, yani en üst makamlara getirilmis Seyh Hasan'dir.
Pîr Sultan, baglandigi tarikatça yalniz dinsel önder degil, devlet baskani olarak da görülen Iran Sahlari adina, Anadolu halkini Osmanlilar'a karsi kiskirttigi,ayaklanmaya çagirdigi, belki de bir aayaklanmaya öncülük ettigi için, Sivas Valisi Hizir Pasa'nin emriyle tutuklanmis, yolundan dönmeyecegi anlasilinca da asilmistir.
Söylentiye göre, asildigi yer Sivas'da eskiden Keçibulan adini tasiyan, sonra uzun süre Daragaci diye anilan, simdi ise Kepçeli denilen yerdir. Bugün Sanayi Çarsisi'nin karsisinda Mal Pazari olarak kullanilan bu alanin Gazhane bitisiginde, sira sögütlerin bitiminde bulunan, boyu bes metre, eni bir metreden fazla, bakimsiz toprak yigini onun mezaridir. Üstündeki moloz taslar, asilmasi sirasinda Hizir Pasa'nin emriyle halkin attigi taslardir.

Mezarinin, bir menkibeye göre Erdebil'de, Bektasî gelenegine göre de Merzifon'da oldugu söylenir. Daha baska söylentiler de vardir, ama gerçege en yakin görünen söylenti asildigi yere gömüldügü, yakinlarinin, tarikat erlerinin, hükümet baskisi yüzünden ölüsünü alip köyüne bile götüremedikleridir.
Siirlerinden, halk söylentilerinden çikarilan bu daginik bilgileri degerlendirebilmek için, önce, Pîr Sultan'in ne zaman yasadigini saptamak gerekir.

NE ZAMAN YASADIGI
Uzmanlar "Yürüyüs eyledi Urum üstüne" diye baslayan siirindeki sözlerine bakarak, Pîr Sultan Abdal'in Sah Tahmasb zamaninda yasadigini söylüyorlar. Bu siirinde söyle sözler var:

Aslini sorarsan Sah'in ogludur (...)
Koca Haydar Sah-i cihan torunu
Ali nesli güzel imam geliyor

"Koca Haydar Sah-i cihan" diye anilan, Sah Ismail'in babasi Seyh Haydar'dir. "Sah" diye anilan ise, Akkoyunlu Devleti'ni yikip Safevîogullari Devleti'ni kurarak Sîî mezhebi baskanligi ile devlet baskanligini birlestiren, Sah Ismail'in kendisidir. Seyh Haydar'in torunu, Sah Ismail'in oglu da Sah Tahmasb'dir.
Sah Tahmasb'in saltanat döneminin (1524-1578) büyük bir bölümü, Kanunî Sultan Süleyman'in saltanat dönemine (1520-1566) rastlar. Bu iki hükümdar geçmisteki aci olaylar yüzünden, uzun süre ülkeleri arasinda barisi saglayamamislar, Iranlilar ile Osmanlilar, 1534'den 1554'e kadar, tam yirmi yili anlasmazliklar, çatismalar, savaslarla geçirmislerdir. Kanunî Sultan Süleyman 1534'de yaptigi dogu seferinde, Iranlilar'in elinde bulunan Bagdat'i Osmanli topraklarina katmis, Sah Tahmasb 1548'de Anadolu'ya girerek Kemah'a kadar ilerlemis, 1552'de Ercis, Ahlat kalelerini geri almistir.
Pîr Sultan'in siirlerindeki olaylarin Sah Tahmasb dönemindeki olaylara uymasi, daha sonraki Iran sahlarinin nadolu üzerine "yürüyüs eylemis" olmalari, bazi uzmanlarin kesin konusmalarina, sairin bu dönemde yasadigindan süphe edilemeyecegini söylemelerine yol açar.
Oysa bu dönemde Sivas'da valilik etmis bir Hizir Pasa yok, ama 1552'de Köstendil, 1554'de Sam, 1560'da Bagdat beylerbeyliklerinde bulunmus bir Hizir Pasa var.
Uzmanlar 1567'de ölen bu Hizir Pasa'nin, Bagdat'a giderken, Sivas'a ugrayip oradaki ayaklanmayi bastirmis olabilecegini söylüyor. Bu görüs dogruysa, Pîr Sultan 1560'da asilmis demektir.
Pîr Sultan'in dili on altinci yüzyilin ikinci yarisinin dilidir, diyen bazi uzmanlar ise sairin 1560'da asilmis olabilecegini kabul etmiyorlar. Onlar halk söylentisini degerlendirerek baska bir yoldan gidiyor, Sivas'da valilik etmis Hizir Pasa'yi ariyorlar.
Sofi Aziz Mahmut Hüdâyi Efendi'nin I. Ahmed'e yazdigi bir mektupta, Alevîler ile Seyh Bedreddin'e bagli olanlari iyi taniyan, onlarla ugrasmasinin bilen bir Hizir Pasa'dan söz ediliyor. Belgenin ilgili bulundugu dönemde ise iki Hizir Pasa yasamis. Birinin özellikleri söyle:
Deli Hizir Pasa, Van Beylerbeyi (1582), Kars Beylerbeyi olarak Iran seferine katilma (1587), Erzurum Beylerbeyi (1588), Sivas Valisi (1588), Diyarbakir Valisi (1589), gene Sivas Valisi (1590), Tuna Muhafizi (1602), Budin Muhafizi (1605), ölümü (1607).
Deli diye anilmasi gözü pek, acimasiz bir kimse oldugunu gösteriyor. Ayrica Iran seferine katilmis, yani Safevîlere karsi savasmis. Safevî yanlisi Alevîlere düsmanlik besleyebilir. Iki kere Sivas'a vali gönderilmis, ikincisinde oldukça uzun kalmis. Alevîleri iyi tanidigi, onlarla ugrasmasini bildigi anlasiliyor.
Pîr Sultan'i astiranin Sivas Valisi Deli Hizir Pasa oldugunu söyleyen uzmanlarin görüsü dogruysa, sairin ölümü 1588'de, ya da 1590'dan sonradir.
Gene uzmanlara göre, Pîr Sultan 1534'de Bagdat'in Osmanlilar'a geçisi üzerine, Iran Sahina,
Güzel Sah'im çok yerlerden görünür
Asli nedir niye verdin Bagdat'i
diye siir yazmistir. 1534 ile 1590 arasinda 56 yil var. Pîr Sultan bu siiri yazdiginda, diyelim 20 yasindaysa, 76 yasinda ölmüs olur.
Böyle uzun bir ömür sürdügü kabul edilirse, uzmanlar arasindaki görüs ayriliklari da sona erebilir. Çünkü bu uzun ömre hem Pîr Sultan'in siirlerindeki olaylara uygun düsen Sah Tahmasb dönemi, hem de Deli Hizir Pasa sigdirilabiliyor.
Gene de bazi durumlarin açiklanmasi kolay degil. Örnekse, Pîr Sultan'in siirlerinde bir Alevî ayaklanmasindan söz ediliyor, oysa Deli Hizir Pasa döneminde Sivas'da böyle bir ayaklanma olmamis.
Uzmanlar arasindaki görüs ayriliklarinin ötesinde, kesin olan sudur: Pîr Sultan abdal on altinci yüzyilda Anadolu'da, Sivas yöresinde yasadi.

KITAPLAR
Pîr Sultan abdal üzerine ilk önemli çalismayi 1929'da Sadettin Nüzhet ERGUN yapmis, 105 siir yayimlayarak, sair üzerine bilgiler verilmistir: XVII Asir Saz Sairlerinden Pîr Sultan Abdal. Konuya ikinci önemli yaklasim Pertev Naili BORATAV ile Abdülbâki GÖLPINARLI'nin birlikte hazirladiklari, 1943'de yayimlanan Pîr Sultan Abdal adli kitaplar olmustur.


Diger yayinlar
Pîr Sultan Abdal, Abdülbâki Gölpinarli, Varlik Yayinevi
Pîr Sultan Abdal, Cevdet Kudret, Yeditepe Yayinevi
Pîr Sultan Abdal, Cahit Öztelli, Milliyet Yayinevi

Sabahattin Eyüboglu'nun, ölümünden önce hazirlayip bitiremeden biraktigi bir seçmeler kitabi, dostlarinca tamamlanip Cem Yayinlari arasinda basildi.


SANATI
Halkin benimsedigi, destan kahramani durumuna getirdigi sairlerin alinyazisini Pîr Sultan da paylasmistir. Uzmanlar yazmalarda gördükleri ya da agizdan agiza sürüp gelen Pîr Sultan siirlerin-den hangilerinin gerçekten onun oldugunu, hangilerinin onun adina baskalarinca söylendigini ayirmakta güçlük çekiyor, çaresiz kaliyorlar.
Görünüse bakilirsa, halkimiz Pîr Sultan'in siirlerini çogaltma çabasini günümüzde bile sürdürüyor.
On altinci yüzyilda yazildigi bilinen bir yazmadaki, genellikle eski yazmalardaki Pîr Sultan siirleriyle sonradan bulunanlar arasinda, gerek dil, gerek söyleyis yönünden büyük ayriliklar oldugu gerçektir.
Bu durumu gözönünde tutan uzmanlar, Pîr Sultan'in sanati üzerine konusurken, özellikle eski yazmalardaki siirlerinden, onun söyledigine kesin diye bakilan siirlerden yola çikiyorlar. Görüsleri söyle özetlenebilir:
Pîr Sultan Halk edebiyati geleneklerinden hiç ayrilmamis, ölçü, uyak, biçim, dil, söyleyis özellikleriyle, bir halk ozani görünümünü hep sürdürmüstür. Siirleriin genellikle hece ölçüsünün 11'li (4+4+3 ve 6+5) ya da 8'li (4+4 ve 5+3) kaliplariyla yazmis, arada 7'li kalibi da kullanmistir. Aruz ölçüsüyle siiri yoktur. Yalniz, gene heceyle yazdigi bir siirinde gazel düzenini denemistir. Bunun disinda siirleri hep dörtlikler biçimindedir, kosma ya da semaî biçiminde... Çogu zaman yarim uyak kullanmis, ses azligini rediflerle giderme yoluna da SIK SIK basvurmustur.


Siirlerinden Pîr Sultan'in saza bagliligi açikça anlasiliyor. Iyi bir çalgi ustasi oldugu da düsünülebilir.
Konularini yalnizca dinsel inançlardan, mezhep ya da tarikat inançlarindan almamis, yasamin çesitli yönleri üzerine kesinlikle din disi siirler de söylemistir. Tarikat siirlerinde ise, Ali, On Iki Imam gibi genel konularin yani sira, kendi kavgasini, yasadigi günlerdeki çatismalari, ayrintilariyla yansitmis olmasi çok ilginçtir. Kurumsal konulara, örnekse Tasavvufun derin sorunlarina girmemis, yasam karsisinda hep sonut, hep disa dönük kalmistir. Inançlarinin,kavgasinin yilmak bilmez, sözünü sakinmaz bir propagandacisidir.
Onun siirlerini okurken Anadolu'nun toplumsal tarihi üzerine bilgiler ediniriz. devlet düzenini bozuklugunu, mezhep ayriligindan dogan iç kavgalari, bu yüzden Alevîlere yapilan zulümleri, kadilarin haram yedigini, müftülerin yalan yanlis fetva verdigini, Siilerin karsilastigi güçlüklerin Sünnî halktan degil, Sünnî Osmanli Devleti'nden geldigini ögreniriz. Alevî Türkmenlerin, yönetimi durmadan bozulan, dinsel hosgörüden uzaklasan Osmanlilar'dan nasil kopup, Mehdî diye, kurtarici diye Iran Sahlarina sarildiklarini, siyasal kaygilara nasil araç edildiklerini görürüz. Bu baglanisin altindaki çaresizlikleri, giderek bu baglanisin yarattigi umut kirikliklarini sezeriz.
Pîr Sultan din disi konular islerken halk ozanlarinin kaliplasmis sözlerini kullandigi gibi, zaman zaman bunlardan bütünüyle uzaklasmis köy yasamini tertemiz, katkisiz bir gözlem gücüyle yansiyan siirler de söylemistir. Insan, hayvan, doga sevgisiyle örülmüs siirler...
Kullandigi dil çaginin konusma dilidir. Yabanci sözcükler, din, mezhep, tasavvuf, tarikat araciligiyla yasadigi günlerin konusma diline girdigi oranda onun siirlerine de girmistir

PİR SULTAN ABDAL (3)

İrene MELİKOFF
www.pirsultanabdal.org
Bektaşi-Alevi edebiyatının değeri ve önemini göz önünde bulundurmamak olanaksızdır. Gerçekten bu edebiyat Türk Halk edebiyatının belki en önemli parçasıdır. Aynı zamanda Bektaşiliğin ve bilhassa Aleviliğin incelenmesi için önemli bir kaynak oluşturur. Bektaşi-Alevi inançlarının ve geleneklerinin özü nefeslerde bulunur.
Bununla beraber, her halk edebiyatı gibi Bektaşi-Alevi edebiyatı kulaktan kulağa yayılıyor, sözlü geleneğe dayanıyor. O nedenle bu edebiyatın incelenmesi kolay değildir.
Deyişlerin taklidi çoktur. Aynı deyiş bir kaç kişiye mal edilebilir. Birde adaş şairlerinin sorunu var: Bir kaç kişi aynı takallüsü kullanabilirdi.
Taklitlerin sayısı bilhassa çok okunan deyişler sırasında önemlidir.
Eğer taklit eden deyişlerin sayısını düzmeye çalışırsak, ön sırada şüphesiz Pir Sultan Abdal ismi gelecek. Sonra Hatai'nin ismi başlangıçta olacak, çünkü bu iki kişinin karizması çok güçlüdür.
Hatai'nin karizması güçlü olmasına rağmen, halk içinde en sevilen şair Pir Sultan Abdal'dır.
Zamanla silinmez bir özelliği taşıyan ve her zaman tanınabilir deyişleri yazan Pir Sultan Abdal Bektaşi-Alevilerin en büyük şairidir.
Aynı zamanda hem isyan ve direnişinden dolayı, hem de efsaneleşmiş hayatından ötürü eşsiz bir kişilik sahibidir.
Pir Sultan'ın deyişleri sürekli basılma üstünlüğü taşırlar. Şiirleri üzerine eleştirel tek çalışma yapan yazarlar Abdulbaki Gölpınarlı ve Pertev N. Boratav'dır.
Ne yazık ki bu iki büyük bilginin emeği başka şairlere uzanmadı. Örneğin Hatai'nin şiirleri böyle bir eleştiriden geçse idi kuşkusuz önemli bir eser ortaya çıkacaktı.
***
Kısa bir makale için Pir Sultan Abdal'ın şiirlerinin yayın sayısını saymak imkansızdır. Bu yayınların sayıları çoğu zaman tenkitsidir.
Ben sadece üç vazgeçilmez yayından bahsedeceğim. İlk önce Abdulbaki Gölpınarlı ve Pertev N. Boratav'ın ustaca kitabını zikredeceğim.
Pir Sultan hakkında yapılacak olan her incelem enin özü ve temeli o kitaptır.
Ondan sonra, Cahit Öztelli'nin eksiksiz yayınından bahsedebiliriz. Cahit Öztelli, üniversite profesörü olmamakla beraber, zengin bir ???? dizisini toplayabildi ve yayını bu diziye dayanarak düzeltti.
En sonunda, İbrahim Aslanoğlu'nun "Pir Sultan Abdallar" isimli kitabı zikredilebilir.
Şimdiye kadar Pir Sultan Abdal hakkında yazılan en ciddi eserler bunlardır.
Pir Sultan üzerinde ciddi bir eser yazılacaksa bu en az üç ayrı alanda ele alınmalıdır.
İlk önce şairin yaşamını ve direnişini işlemek, sonra Türk halk edebiyatındaki yeri ve önemi ortaya çıkarmak ve son olarak Pir Sultanın efsanesinin gelişmesi ve karizmatik kişiliğinden bahsetmek gerekli olacaktır.
***
Pir Sultan Abdal'ın yaşamı sonsuz defa eserlerine dayanarak anlatıldı.
Direnişine gelince, resmi tarih kaynaklarında veya arşiv belgelerinde hiç bir yankı bulunmaz. Tarih sadece Anadolu'daki önemli isyanlardan bahsetmektedir. (Örneğin: Celali İsyanları vb). Bunların dışında daha küçük olayların toplumsal yankısı olmadı.
Pir Sultan'ın nefesleri olmasa, isyanı unutulmuş olacaktı. Onu ancak şiirlerinden biliyoruz.
Fakat tuhaf bir şekilde daha önemli ayaklanmalar unutulmuş olmakla beraber, Pir Sultan'ın isyanı hala her Bektaşi Alevinin hatırasında canlı bir şekilde yaşıyor.
***
Pir Sultan'ın asıl adı Haydar'dır. Sivas vilayetinde Banaz Köyünde doğmuştur. Bir Bektaşi ocağının piri idi. Sosyal ve inanç isyanının başını çekmiştir. Bu olay Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) ve Şah Tahmasap (1524-1576) zamanında olmuştur. Şah Tahmasap, Şah İsmail'in oğlu idi ve adı Pir Sultan'ın şiirlerinde geçmektedir.
Pir Sultan'ın müritleri arasında Sofular Köyünden gelen Hızır isimli bir devriş vardı. Hızır İstanbul'a gitmiş, şansı açılmış: Paşa ve Beylerbeyi olmuş.
Efsaneye göre, Pir Sultan Hızır'a: "Gidip okuyacaksın, Paşa hatta Vezir olacaksın, fakat beni asmaya geleceksin" diye söylemiş. Ve gerçekten, Pir Sultan ayaklanmış ve Paşa olan Hızır isyanı bastırmak görevine tayin olmuş. Pir Sultan Sivas'ın Toprak kalesinde tutuklanmış ve asılmaya mahkum olmuş.
Tekrar efsaneye göre, Hızır Paşa, Pir Sultan'ın hayatını kurtarmak için, ondan "Şah" kelimesini kullanmadan üç nefes istemiştir. Pir Sultan sazını alıp "Şah"ı öven üç nefes söyledi. Fakat bu övme, İran Şah'ı değil, Şah-i Merdan, yani Ali'yi kastediyordu.
Pir Sultan asıldı ve Hızır Paşanın adı iğrençlikle anıldı.
Tarihte, Hızır ismini taşıyan bir kaç devlet adam oldu. Ama büyük bir ihtimalde 1551/1552 ve 1567 arasında paşalık yapmış ve 1560/1567 yılları arasında Beylerbeyi ve Bağdaş Valisi olmuş Hızır Paşa olabilir. Bahsedilen olaylar, yeni Pir Sultan'ın isyanı, ayaklanması ve idamı, Hızır Paşanın Bağdat yolunda iken Sivas'tan geçtiği zaman olabilir.
Ali'yi öven ve yazarın idamına yol açan nefesler her zaman anılır.
İlk önce Pir Sultan şu nefesi söylemiş:
"Hızır Paşa bizi berdar etmeden
Açılın kapılar Şaha gidelim
Siyaset günleri gelip yetmeden
Açılın kapılar Şaha gidelim..."
Sonra, mahkemenin defterini tutan katibe seslenen deyişi söylemiş:
"Kul olayım kalem tutan eline
Katip ahvalimi Şaha böyle yaz...
Allah'ı seversin katip böyle yaz:
???? ol Şaha eylerim niyaz
Umarım yıkılsın şu kanlı Sivas
Katip ahvalimi Şaha böyle yaz..."
Üçüncü bir deyiş ile sözünü kapatmış:
"Karşıda görünen ne güzel yayla
Bir dem süremedim giderim böyle
Ela gözlü Pirim sen Himmet eyle
Ben de bu yayladan Şaha giderim...
Pir Sultan Abdal'ın dünya durulmaz
Gitti giden ömür geri dönülmez
Gözlerin de Şah yolundan ayrılmaz
Ben de bu yayladan Şaha giderim..."
Fakat Şahı andıran nefeslerinin hepsinin kuşkusuz manevi Şahtan söz ettiği kesinlik kazanmış değil. Bazı deyişler Şah Tahmasb'a bağlanabilir. Pir Sultanın bir kaç sefer İran'a gittiğini biliyoruz. Örneğin şu deyiş:
"Yürüyüş eyledi Urum üstüne
Ali nesli güzel İmam geliyor...
Koca Haydar, Şah-ı Cihan torunu
Ali nesli güzel İmam geliyor..."
O deyişle Pir Sultan Şah İsmailoğlu ve Şeyh Haydar torunu olan Şah Tahmasb'ı kast etmektedir.
Böyle ise, Pir Sultan Abdal'ın mahkumiyeti büs bütün haksız değildir. (!)
***
Pir Sultan Abdal efsaneleştirilmiş. Ayaklanması ve idamı toplumsal koşullara göre güncelleştirilmektedir. Halk kahramanı oldu ve isyanı halk haklarını savunmak için ve baskıya karşı mücadeleler hareketi olarak görülüyor.
Şiirleri halk tarafından çok sevilir ve sözleri koşullara göre değiştirilir.
Aşağıdaki deyiş protesto eden gençlerin toplanma marşı gibi kullanılıyor. Onu hepiniz biliyorsunuz.
A. Gölpınarlı ve Pertev N. Bortav'ın yayındaki sözleri şöyledir:
Gelin canlar bir olalım
Münkire kılıç çalalım
Hüseyin'in kanın olalım
Tevekkeltü taallah...
Açalım kızıl sancağı
Geçsin yezitlerin çağı
Elimizde aşk bıçağı
Tevekkeltü taallah.
Mervan soyunu vuralım
Hüseyin'in kanın soralım
Padişahın öldürelim
Tevekkeltü taallah.
Pir Sultanım geldim cuşa
Münkirlerin aklı şaşa
Takdir olan gelir başa
Tevekkeltü taallah."
Asıl metinde işlenen hak davası değil:
Hüseyin'in kanını almak ve düşmanlarını kırmak, yani Yezit ve Merva'a karşı bir direniş çağrısıdır. Şiilerin teberra ve tevella'sı: Al-i Aba'ya sevgi, düşmanlarına nefrettir.
Fakat sözlerinde gizli manalar olabilir ve o zaman Pir Sultan baskı altında kalan halkın intikamını alan bir kahraman gibi görünebilir.
***
Edebiyat bakımında Pir Sultanın şiirleri eşsizdir. Manzaraların tasviri ve tabiat güzelliğini onun gibi kimse ifade edemez.
Dili ve yazış tarzı yeganedir. Kimse ile mukayese edilemez.
Aynı zamanda şiirlerinin derinliği eşsizdir. Mistik düşüncesini ifade etmek için şair tabiat dünyasından gelen sembolik imgeleri kullanıyor.
Örneğin, ikrarı anlatan ünlü bir deyişini zikir edeceğim:
"Uyur idik uyardılar
Diriye saydılar bizi
Koyun olduk ses anladık
Sürüye saydılar bizi.
Sürülüp kasaba gittik
Kanarayı mesken ettik
Didar defterine yettik
Ölüye saydılar bizi
Halimizi hal eyledik
Yolumuzu yol eyledik
Her çiçekten bal eyledik
Arıya saydılar bizi.
Aşk defterine yazıldık
Pir divanına dizildik
Bal olduk şerbet ezildik
Doluya saydılar bizi.
Pir Sultanım Haydar şunda
Çok keramet var insanda
O cihanda bu cihanda
Ali'ye saydılar bizi.
Kerbela trajedisi Bektaşi-Alevilerin hatırasında devamlı olarak canlı yaşıyor. Ayn-i Cem'de anılır. Hüseyin'inmakteli her zaman aynı heyecanla karşılanıyor.
Bu sembol aynı zamanda geniş halk kitleleri nezdinde canlılığını korumaktadır. Hüseyin'in dramı olaylara göre güncelleştirilmektedir.
Kerbela her zaman haksızlığın ve Alevilere karşı yapılan baskıların sembolü oldu. Hüseyin haksızlıkla öldürülen bir şehidin sembolüdür.
Fakat zamanla kahramanların ve şehitlerin kuvveti köreliyor. Tapınmaları yeniden canlandırmak gerekiyor.
Örneğin: İnsanlardan uzak kalan Gök-Tanrının yerine Şah-ı Merdan, yani Ali geldi.
Aleviler en çok Ali'ye dua ederler. Fakat ibadetlerinde en önemli yer Hüseyin'indir. En büyük heyecan Hüseyin'in maketlinden geliyor, çünkü Hüseyin istirab çeken insanlığın sembolüdür.
Asrımızın son çeyreğinde genç Aleviler cahilliğin uyuşukluğundan uyandılar. Okumuş olmaya başladılar.
Düşünsel sınıfın etkisi altında ve Avrupa ülkelerine göç eden işçilerin etkisinde sınıf çatışmalarından ve Marksist fikirlerden etkilendiler. Kerbela şehitleri o zaman yeni bir anlam kazandı. Onlar sosyal baskının sembolü haline geldiler.
Bilindiği gibi, Alevilerin çeşitli akımları izleyen bir kaç hatta bir çok dernekleri var; Kemalist idealini koruyan ve eski Bektaşilerin manevi çocukları olan "Hacı Bektaş Dernekleri". Devlete yakın olan ve Aleviliği Sünniliğe bağlamak isteyen "Cem" dernekleri.
Birde eski zaman Kızılbaşların yoluna sadık kalan ve Pir Sultana hayran olan "Pir Sultan Dernekleri" var.
Pir Sultan her zaman idealleştirilerek seviliyordu. Nefesleri en çok söylenen şair Pir Sultandır. Hiç kuşkusuz Alevilerin en büyük şairidir.
Şiirinde okuyucuya heyecan veren mistik bir esin var.
Pir Sultana sevgi her zaman Hazret-i Hüseyin'e olan saygıyı beraberinde taşımaktadır. Her ikisi haksızlığa uğrayan insanlığın simgeleri oldular.
Yakın geçmişte, yani 2 Temmuz 1993 tarihindeki kanlı Sivas olayları bu görüşü daha da artırdı ve şiddetlendirdi.
Hazret-i Hüseyin'in ve Pir Sultan Abdal'ın şahadetleri iç içe girdi.
Anadolu halkı için Pir Sultan Kerbela şehitlerinden daha yakın bir kahramandır. O güncelleştirilen ve canlandırılan bir Hüseyin oldu.
Bu kaç hafta evvel, müzikolog ve etnolog olan genç Fransız meslektaşım Türkiye'de Alevi olmayan bölgelerde halk müziği üzerinde araştırma çalışmaları yaparken, orada Pir Sultan Abdal'ın nefeslerinin bol bol okunduğunu yerinde tespit etmişti. Meslektaşım Sünni bölgesinde Alevi şairine olan sevgi ve saygıyı bulunca çok şaşırdı.
Pir Sultan efsaneye girdi. İmgesi olaylara göre güncelleştirildi. Artık git gide eski Bektaşi ve Kızılbaş şairi Türk halkının milli kahramanı gibi görünmeye başlıyor.

Makale yazari: İrene MELİKOFF- PSAKD- www,pirsultanabdal.org Tarih, gün ve saat : 07. Nisan 2002 09:40:06:
PİR SULTAN ABDAL ÜZERİNE

PİR SULTAN ABDAL (4)

Yaşamı Pir Sultan Abdal geleneğinin ilk ozanı olan Pir Sultan Abdal'ın yaşamı üzerine, yazılı kaynaklarda pek bilgi yoktur. Doğum ölüm yılları bile bilinmiyor. Yaşamı üzerine bilgiler, genellikle, bu gelenek çerçevesindeki şiirlerden, halk söylentilerinden, kuşaktan kuşağa anlatılagelen menkıbelerden çıkarılır. Gene de bu yollardan epeyce bilgi edinilmiştir, çünkü Pir Sultan, bağlandığı tarikatın din anlayışını, dünya görüşünü yansıtmak ya da derinleştirmek için soyut şiirler yazan bir sanatçı değildir, doğrudan doğruya başından geçenleri, kavgasını, özlemlerini, katlandığı acıları, yaşamının türlü yönlerini yansıtan somut şiirler yazmıştır. Şiirlerden, halk söylentilerinden çıkarılan bilgilere göre, Pir Sultan, Sıvas'ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır bucağına bağlı Banaz köyünde doğmuştur. Yıldızdağı eteklerinde, Çırçır'a kırk sekiz kilometre uzaklıkta, denizden bin yedi yüz metre yüksekte, çoğu tek katlı olan kerpiç evleri, soğuktan korunmak için yarı yarıya toprağa gömülü bir köy... Banaz'da bugün de Pir Sultan'ın olduğu söylenen bir ev, önünde şairin yaşadığı dönemden kaldığına inanılan bir söğüt ağacı, ağacın altında, asasının ucuna takıp Horasan'dan getirdiğine inanılan bir değirmen taşı vardır. Pir Sultan yaz aylarının güzel havalarında bu taşın üstüne oturup karısıyla sohbet edermiş. Köylüler bu evi, ağacı, taşı kutsal sayarlar. Kızının yaktığı ağıtta uzun boyluluğuna, biçimliliğine değinilen şairin asıl adı, şiirlerinde belirttiğine göre, Haydar'dır. Bir yerde soyunun Yemenli olduğunu, bir yerde Peygamber'in öz torunu olduğunu söyler, bir yerde de İmam Zeynel-Abidin'den "Zeynel dedem" diye söz eder. Uzmanlara göre, Pir Sultan'ın bu sözleri söylemesinin nedeni halk üzerindeki etkisini artırmak içindir. Muhammed peygamber soyundan geldiklerini, "seyyid"liklerini ileri sürmek tarikat uluları arasında bir gelenektir. Genel kanı, şairin İran'ın doğusundaki Türk yurdu Horasan'dan, önce İran Azerbaycanı'ndaki Hoy kasabasına, oradan da Anadolu'ya göçüp Sıvas'a yerleşen bir Türkmen soyundan geldiği yolundadır. Çocukluğu çobanlıkla geçen Pir Sultan'ın okuma yazma bildiği anlaşılıyor, ama bilgin bir kişi olduğu söylenemez. Tekke eğitimi çerçevesinde kalmıştır. Halifeler tarihini, peygamber menkıbelerini, evliya menkıbelerini, tarikat kurallarını, Yunus Emre'yi, Hatayi'yi bilir. Bunlar dışında, çağının bilimleriyle ilgilenmediği gibi, Divan edebiyatı ile de ilgilenmemiştir. Şiirlerinde Yunan mitolojisinin, İran mitolojisinin izleri pek yoktur. Ayrıca, genel olarak bütün tarikatların kaynaklandığı Tasavvuf felsefesinin yüksek konularına da girmez. Söylentiye göre, Pir Sultan'ın üç oğlu, bir kızı varmış. Oğullarından Seyyit Ali, Banaz köyünün üst yanındaki çam korusunda; Pir Muhammed, Tokat'ın Daduk köyünde; Er Gaib de Dersim'de gömülüymüşler. Adı Sanem olan kızının Pir Sultan asıldığı zaman söylediği ağıt çok ünlüdür. Bazı uzmanlar bu ağıtı Sanem'in ağzından bir tarikat ozanının yazmış olabileceğini belirtirler. Pir Muhammed ise babası gibi şairdir. Delikanlı iken attan düşerek öldüğü, Pir Sultan'ın "Allah verdiğini almaz dediler / Bana verdiğini aldı n'eyleyim" derken bu olaya değindiği söylenir. Şiirlerden uzun yaşadığı, çok çocuğu bulunduğu açıkça anlaşılan şairin, sağlığında iki oğul acısı görmüş olduğunu ileri sürenler de vardır. Pir Sultan Alevi-Bektaşi tarikatındandır. Tarikata girme arkadaşı, yani musahibi, Ali Baba'dır. Bağlandığı tekkenin piri ise, Ahmet Yesevi'nin Anadolu'ya gönderdiği dervişlerden Koyun Baba'nın tekkesinde, Bektaşiliğin kurucusu Hacı Bektaş Veli'nin tekkesinde posta oturmuş, yani en üst makamlara getirilmiş Şeyh Hasan'dır. Pir Sultan, bağlandığı tarikatça yalnız dinsel önder değil, devlet başkanı olarak da görülen İran şahları adına, Anadolu halkını Osmanlılar'a karşı kışkırttığı, ayaklanmaya çağırdığı, belki de bir ayaklanmaya öncülük ettiği için, Sıvas valisi Hızır Paşa'nın emriyle tutuklanmış, yolundan dönmeyeceği anlaşılınca da asılmıştır. Söylentiye göre, asıldığı yer Sıvas'ta eskiden Keçibulan adını taşıyan, sonra uzun süre Darağacı diye anılan, şimdi ise Kepçeli denilen yerdir. Bugün Sanayi Çarşısı'nın karşısında Mal Pazarı olarak kullanılan bu alanın Gazhane bitişiğinde, sıra söğütlerin bitiminde bulunan, boyu beş metre, eni bir metreden fazla, bakımsız toprak yığını onun mezarıdır. Üstündeki moloz taşlar, asılması sırasında Hızır Paşa'nın emriyle halkın attığı taşlardır. Mezarının, bir menkıbeye göre Erdebil'de, Bektaşi geleneğine göre de Merzifon'da olduğu söylenir. Daha başka söylentiler de vardır, ama gerçeğe en yakın görünen söylenti asıldığı yere gömüldüğü, yakınlarının, tarikat erlerinin, hükümet baskısı yüzünden ölüsünü alıp köyüne bile götüremedikleridir. Şiirlerinden, halk söylentilerinden çıkarılan bu dağınık bilgileri değerlendirebilmek için, önce, Pir Sultan'ın ne zaman yaşadığını saptamak gerekir.

PİR SULTAN ABDAL (5)

Pir Sultan Abdal, yedi ulu Alevi ozanından birisidir.Kişiliğiyle, sanatıyla, direnişiyle günümüzde de güncelliğini ve haklılığını korumaya devam ediyor.
Pir Sultan Abdal¥Anadolu¥doğum ve şehadet tarihi bilinmemekle beraber 1500¥Sultan Abdal¥taviz vermemesidir. Pir Sultan Abdal¥anlaşıldığı üzere, Pir Sultan komple bir insandır. O salt bir şair değil, aynı zamanda halkın önderi, sözcüsü olarak siyasi bir kişiliktir de. Nitekim bunu bilen osmalı devleti, Pir Sultan¥mevki makam sunmuş bunda başarılı olamayımca Pir Sultan¥devleti onu idam edip yok edeyim derken Pir Sultan Abdal daha da ölümsüzleşti.
Pir Sultan Abdal, şiirlerinde genellikle Alevi davasına ve ulularına olan bağlılığını işlemiştir. Bunların başındada Hz. Muhammed, Hz. Ali, On iki İmamlar, Hacı Bektaşi Veli gelmektedir. Pir Sultan kendi çağının acılarına ancak direnişle son verileceğini coşkulu bir şekilde şiirlerinde dile getirmiştir. Pir Sultan Abdal¥zulmü vardı. Osmanlı devleti halkı ağır vergilere bağlıyor olmadık baskılar uyguluyordu. Bu baskıların sonucu sürekli isyanlar, başkaldırılar gelişiyordu. Gelişen başkaldırılar anlı-şanlı Osmanlı imparatorluğunu sarsıyordu. Osmanlı imparatorluğunun yöneticileri sadece isyan edenleri değil, bir baştan bir başa tüm halkı kılıçtan geçirip, kanlı saltanatlarını sürdürüyorlardı. İşte Pir Sultan Abdal böylesi koşulların ağır olduğu bir dönemde Anadolu¥karış karış gezerek bir muhalefet hareketi geliştiriyor ve halkı sömürücü düzene karşı direnmeye çağırıyordu. Pir Sultan Abdal¥sömürge düzeninden rahatsız olan herkeseydi. Pir Sultan¥Alevi öğretisindeki eşitliği, paylaşmacılığı dile getirdiği şiirleriydi. Pir Sultan Abdal Alevi öğretisi hakkında muazzam bir bilgi birikimine sahipti. Bu bilgisini şiirlerine yansıtıyor, bir ¥belirgin özelliklerinden biriside, ne pahasına olursa olsun haksızlığa, sömürüye, zalimin zulmüne karşı olmaktır. Pir Sultan bu ilkeyi sonuna kadar savundu ve sonunda da Osmanlı devletinin Sivas paşası Hızır (Hınzır) tarafından astırılarak ilkeleri uğruna şehit edildi.
Pir Sultan Abdal, Alevi toplumunun yetiştirdiği en büyük kahramanlardan birirdir. Pir Sultan Abdal eylemiyle, sanatıyla bir çığır açmıştır. Anadoluda Pir Sultanlar geleneğini başlatmıştır. Bu gelenek onurlu, erdemli insan olma geleneğidir. Bu gelenek ve yarattığı değerler, evrensel anlamda bütün insanlık için bir şereftir.

PİR SULTAN ABDAL (6)

Pir Sultan Abdal, Alevi toplumunun bagrindan cikan en büyük halk ozanlarindan biridir.Yasami boyunca haksizliklara karsi mücadele etmis, hatta asilacagini bile bile bu tutumundan vazgecmemistir. Siirleri ve direnisci tutumuyla nice kusaklara örnek olmustur. Pir Sultan'in siirleri ve deyisleri hala dilden dile ve agizdan agiza dolasiyor. Bu büyük insanin hayatina bakmakta yarar var. Pir Sultan Abdal'in 1510/14 -1589/90 yillar arasinda yasadigi tahmin ediliyor. Öz adi Haydar olmasina karsi siirlerinde Pir Sultan mahlasini kullanir. Kendisi Sivas'in Yildizeli ilcesinin Circir bucagina bagli Banaz köyünde dünyaya gelmistir. Yirmi yasina bastiginda Seyit Ali Sultan Dede'nin dergahina baglanir ve ikrarini verir. Tam bes yil gece-gündüz demeyip, o dostluk ve muhabbet kapisina eli erdigince, gücü yettigince katkida bulunur. Odun tasir, su getirir, hasat kaldirir, konuklar agirlar, ac doyurur, harama el sürmez ve dergaha bir tek haram lokma getirmez. Eline, diline, beline sahip olmak; onun da diger canlar gibi hic aklindan cikarmadigi bir temel ilke olur. Haydar, dergaha ve dolasiyla halka hizmeti, Hakk'a hizmet sayar. Makamlari adim adim alir ve sonunda "Pir" makamina erisir. Pir Sultan Abdal Seyit Ali Sultan Dede'den dedelik hirkasini ve Pirlik nisanini aldiktan sonra canlari tek tek dolasir ve dertlerini dinler. O günlerde, Andadolu'da kötülük kol geziyor, zalim esen rüzgar ölüm türküleri söylüyordu. Vahsi padisahlar, rüsvetci kadilar, yobaz müftüler, zalim pasalar ve niceleri halkin alin terine bakmadan insanlarin hayatini ceheneme dönüstürüyorlardi. Özellikle Alevi toplumunu kafirlikle, imansizlikla ve zindiklikla sucluyorlardi. Gece-gündüz didinip, emeginin karsiligini sömürgen siniflara kaptiran halk, ah-vah etmekten baska bir sey yapamiyordu. Padisah her köye bir molla atiyor,onun araciligiyla köylerde olup bitenlerden aninda haberdar oluyordu. Molla, padisahin en yakin olan Seyhülislam'in temsilcisiydi. Halk söyle sesleniyordu: "Bütün malim aldin ey kanli zalim Sikayet ederim Hüda'ya seni!..." Baba Ilyas'tan baslayip Seyh Bedreddin'e uzanan cizgide, gerek Selcuklu, gerekse Osmanli döneminde irili ufakli pek çok ayaklanma girisimi olmus, fakat hepsi basarisizlikla sonuclanmisti. Pir Sultan Abdal, zalimlere, ezenlere karsi siirlerini bir silah olarak kullandi, ömrünün sonuna dek türkülerini hem de yüksek sesle söylemekten kacinmadi. Anadolu Alevilerinin zulme karsi baskaldirmalarina önderlik eden Pir Sultan, Hizir Pasa tarafindan asilmistir. Yine söylentilere göre Pir Sultan Abdal'in Seyyid Ali, Pir Muhammed ve Er Gayib adli üc oglu ile Sinem adli bir de kizi vardi. Pir Sultan Abdal adi, bugün bile isbirlikci, yobaz, gerici kesimlere korku vermektedir. Öyle ki, türkülerine ve hatta heykeline bile tahammül edemeyenlere, hem de sikca rastlanmaktadir. Haksizliga karsi mücadelenin bir simgesi haline gelen bu büyük ozani Alevilerin sembolü olarak saygiyla aniyoruz.

http://www.alevigenclikdk.subnet.dk/293490.htm

PİR SULTAN ABDAL (7)

Pir Sultan Abdal´in
Dün´den Bugün´e Anilari
XVI. yy´da Anadolu halkinin cileli yasamini dile getiren bir sestir Pir Sultan Abdal ; kisiligi, sorunlari dile getirisi ve haksizliklara karsi yürekli direnisiyle, halkla özdeslesmistir. Adi bir söylenceler zinciri biciminde günümüze ulasmis, siirleri, haksizliga baskaldiraanlara örnek olmus, bir Pir Sultan Abdal gelenegi dogmustur.yasami konusunda bilinenler, kendi siirlerine, halk arasinda yaygin söylencelere ve baska ozanlarinonun icin yazdiklarina dayanmaktadir. Buna göre Sivas´in Yildizeli ilcesi´nin Circir Bucagi´na bagli Banaz köyü´nde dogmustur. Asli adi Haydar´dir. Horasan´dan Iran´a, Iran´daki Hoy Kasabasi´na, oradan da Anadolu´ya göcüp Sivas´a yerlesen bir Türkmen soyundan oldugu düsüncesi yaygindir. Nasil bir ögrenim görügü bilinmemektedir. Siirlerinde kullandigi kavramlar, tekke ve medrese kültürü aldigi yolunda ipuclari vermektedir. Dogum ve ölüm tarihlerinin saptanmasi icin uzmanlar degisik yöntemlerle arastirmalar yapmis, ama kimi tarihsel celiskilere kesin cözümler bulunamamistir. Ancak Pir Sultan´in XVI. yy´da Sivas yöresinde yasadigi, Alevi - Bektasi Tarikati´ndan oldugu ortak görüstür. Baglandigi tarikatca, din önderi ve devlet baskani olarak da görülen, Iran sahlari adina Anadolu halkini kiskirttigi, ayaklanmalarina önderlik ettigi gerekcesiyle, arkabasi ve Sivas valisi olanHizir Pasa´ca astirildigi bilinir. Pir Sultan, Anadolu´nun karmasik dönemlerinden birinde yasamistir. Osmanli Devleti, kurulus yillarindaki halkla kaynasmisligindan uzaklasmis, dinsel hosgörü gectikce yerini baskiya birakmistir. Köylü agir vergi yükü altindadir.

Pir Sultan adi, yöre halkinin gönlünde ve dilinde bir söylenceler dizisi biciminde yüzyillardan beri yasamaktadir. Sivas´ta ona iliskin pek cok söylence anlatilir. Bunlarin en bilinenleri sunlardir:Banaz köyü´nde, HZ-Ali´nin torunu dördüncü imam Zeynel-Abidin soyundan haydar adli bir cocuk yasamaktadir. Günün birinde Haydar, babasinin koyunlarini Yildizdagi´nda yayarken uyuyakalir. Düsünde bir elinde icki, öbüründe bir elma tutan sakalli bir pir görür. Haydar önce ickiyi, sonra elmayi alir. Avucundaki yesil benden, Pirin Haci Bektas Veli oldugunu anlamistir. Sarilip elini öper, Haci Bektas da Haydar´a "Pir Sultan Abdal" adini verir, ününün dört bir yana yayilmasini, sazinin üstune saz, sözünün üstüne söz gelmemesini, Muhammed soyundan olanlarin hakkini almak icin calismasini diler. Böyle kücük Haydar, erenlere karisir, saz calip siirler söylemeye baslar. Ünü yayildikca yayilir, adina tekke kurar. Sivas´la Hafik arasindaki sofular köyü´nde yasayan Hizir adli bir, ününü duyup yanina varir. Yedi yil kapisinda hizmet ettikten sonra, bir gün pirinin huzuruna cikar: "Bana himmet et de bir makama geceyim"diye dilekte bulunur. Pir Sultan: Hizir sana himmet ederim, büyük adam olursun, sonunda gelip beni astirirsin, " der. Hizir yemin billah eder, andlar icer. Sonunda Pir Sultan´in izniyle Istanbulá gidip, onun yardimiyla Pasa olur. Bir süre sonra Sivas´a vali olarak gönderilir. Yoksul halki ezer, haram yer, namus gözetmez. Bu sirada Sivas´ta biri kara kadi, öbürü sari kadi adinda haram yiyen iki kadi vardir. Pir Sultan köpeklerine onlarin adini koymustur. Bunun duyan kadilar Pir Sultan´i Sivas´a cagirip sorguya cekerler. Pir Sultan: "Benim köpeklerim sizden iyidir, siz haram yersiniz, onlar yemez. Dilerseniz deneyelim, der. Kentin hacilari, hocalari bir kap helal, bir kap haram yemegi önce kadilarin önüne koyarlar. Kadilar ayrim gözetmeksizin yer bitirir. Yemekler bu kez köpeklerin önüne koyarlar. Köpeklerin helal yemegi yiyip, harama hic yaklasmadiklari görülür. Bunun gören hacilar, hocalar: iyi köpek, kötü kadidan üstündür, diye konusurlar. Bu arada koca basli kör müfü, Sah´in adini anmayi yasaklayan, ananlarin dilinin kesilecegini, Hz-Ali´yi sevenlerin öldürülecegini bildiren bir fetva vermistir. Pir Sultan fetvaya karsi cikar: ölümü alip Sah´tan ayrilmayacagini dile getiren siirler söyler. Bunu duyan Sivas valisi Hizir Pasa, onu huzuran cagirtir. Önce eski seyhine saygi gösterir, ikramlarda bulnur. Sunduklarini Pir Sultan´in yemedigini görünce nedenini sorar. Pir Sultan: Sen yoldan ciktin, haram yedin. Yetimlerin ahini aldin, bu haram yemekleri ben degil köpeklerim bile yemez, der. Pencereden seslenip Banaz´daki köpeklerini cagirir. Köpekler yemegin yanina bile sokulmazlar. Öfkelenen Hizir Pasa Pir Sultan´i Toprakkalesi´ndeki zindana attirir. Ama huzursuzdur. Bir süre sonra onu yanina cagirip icinde Sah adinin gecmedigi üc siir söylerse kendisini bagislayacagini bildirir. Pir Sultan siirleri söyler, ama ücü de bastan sona Sah adiyla doludur. Daha da öfkelenen Hizir Pasa Pir´in asilmasini buyurur. Kecibulan denen yerde daragaci kurulur. Pir Sultan´in ölümü umursamayisini görünce daha da kizar, asilirken taslanmasini, taslamayanlarin öldürülmesini buyurur. Pir Sulta´in tarikata birlikte girdigi en yakin dostu Ali Bava da buyruga uymak zorunda kalir; ama tas atar gibi yapip gül atar. Bunun üzerine Pir Sultan, yapancilarin attigi taslarin kendisine degmedigini, ille de dostun attigi güler incindigini dile getiren siirini söyler. Ertesi sabah halk kahvede oturuken biri: Hizir Pasa, Pir Sultan´i astirmis, der. Bir baskasi : Olmaz, ben onu bu sabah kochisar yolunda, Seyfebeli´de görüm, der. Biri atilir: Olamaz ben Malatya yolundaki kardesler gedigi´nde gördüm, bir digeri Yanlisiniz var. Ben onu Yenihan yolunda, Sahna gedigi´nde gördüm, der. Bir baskasi atilir: Hayir o bu sabah Tavra Bogazi´ndaydi. Gidip asildigi yere bakarlar. Daragacinda yalnizca Pir Sultan´in hirkasi vardir. Söylenceye göre asildiktan sonra, bir sey olmamis gibi daragacindan inip yürüyrn Pir Sultan´in ardina Hizir Pasa´nin askerleri düser. Pir Sultan Kizilirmak üstündeki köprüden öte yakaya gecmistir. Ardindan askerlerin geldigini görünce: Egil köprü, der. Köprü egilip suya batar. Askerler irmagin öte yaninda kalirlar. Pir Sultan Abdal giderken siir söyler, Acilin kapilar Saha giderim, Acilin galeler Saha giderim. Pir Sultan dogruca Horasan´a, seyhinin yanina gider, oradan Erdebil´e gecer. Erdebil´de mefat eder, orada gömülür.

PİR SULTAN ABDAL (8)

Pir Sultan Abdal Hayatı hakkında kesin bir bilgi yoktur. Sivas'ın Banaz köyünde doğmuştur. Asıl adı Haydar'dır. Divan edebiyatının etkisinde kalmadan, sözlü edebiyatın birikimlerinden yararlanarak kendine özgü duru bir dil oluşturmuştur. Şu kanlı zalimin ettiği işler Gaip bülbül gibi zâreler beni Yağmur gibi yağar başıma taşlar Dostun bir fiskesi pareler beni Dar günümde dost düşmanım bell'oldu On derdim var ise şimdi ell'oldu Ecel fermanı boynuma takıldı Gerek asa gerek vuralar beni Pir Sultan Abdal'ım can göğe ağmaz Hak'tan emrolmazsa ırahmet yağmaz Şu ellerin taşı hiç bana değmez İlle dostun gülü yaraler beni Alçakta yüksekte yatan erler Yetişin imdada aldı dert beni Başım aldı hangi yere gideyim Gittiğim yerde buldu dert beni Oturup benimle ibadet kıldı Yalan söyledi de yüzüme güldü Yalın kılıç olup üstüme geldi Çaldı bölük bölük böldü dert beni Üstümüzden gelen boran, kış gibi Yavru şahin pençesinde kuş gibi Seher sabahında rüya, düş gibi Çağırta bağırta aldı dert beni Abdal Pir Sultan'ım gönlüm hastadır Kimseye diyemem gönlüm yastadır Bilmem deli oldu bilmem ustadır Şöyle bir sevdaya saldı dert beni Seyyah olup şu ölemi gezerim Bir dost bulamadım gün akşam oldu Kendi efkârımca okur yazarım Bir dost bulamadım gün akşam oldu İki elim kalkmaz oldu dizimden Bilmem amelinden bilmem özümden Akıttım kanlı yaş iki gözümden Bir dost bulamadım gün akşam oldu Yine boralandı dağların başı Akıttım gözümden kan ile yaşı Emaneti alır ol veren kişi Bir dost bulamadım gün akşam oldu Bozuk şu cihanın pergeri bozuk Yazıktır şu geçen ömrüme yazık Tükendi daneler kalmadı azık Bir dost bulamadım gün akşam oldu Pir Sultan'ım eydür ummana dalam Gidenler gelmedi haberin alam Abdal oldum çullar giydim bir zaman Bir dost bulamadım gün akşam oldu.

PİR SULTAN ABDAL (9)

Pir Sultan Abdal (ca. 1480 - 1550) Pir Sultan Abdal is also a legendary Sufi poet, like Yunus Emre, with the same direct and clear language, the same richness of imagination, and the same high level sensitivity. Yunus Emre and Pir Sultan Abdal both reflected the social, cultural and religious life of their people; they were both humanists, and wrote about love, peace, death and God. However, Pir Sultan's verses are not as peaceful, because they voice the life of the Anatolian people of the 16th century, suffering under the Ottoman rule. Pir Sultan Abdal was a Turkoman whose nomadic ancestors migrated from Azerbaijan to Syria and from there, possibly in his childhood, to Sivas district in mid-eastern Anatolia. Most of the information about him and his era we find in his verses, which reveal a cultivated well educated intellectual. The Mongolian attacks and star the conflicts among the Turkish states created social and political unrest in the Eastern Anatolia, and forced many Turkoman tribes to migrate further west to inner Anatolia. There, the severe taxation and of the Ottoman governors led to several consecutive uprisings among those tribes. Since their faith was different orders of the Alevi sect (Anatolian Shiite), the uprisings were labeled as 'religious' by the Sunnite Ottoman rulers who disregarded the underlying social and economic discontent. Of course, the moral and material support of Alevi Turcomans to Shah Ismail's Safavi State contributed to the claims of 'religious uprising.' During the period of successive wars by the Ottoman Sultans against Shahs of Iran from 1510 to 1550, the Ottoman oppression on the Turkomans of the region stepped up. Some muftis of the local governors even announced that the Alevis were heretics and so it was approved by religion to kill them and take their properties. In such a period, Pir Sultan Abdal, who belonged to the Alevi sect, waged his struggle against the injustice and tyranny with his verses in which he previously dedicated to lyrical and pastoral themes and to the Sufi approach he had adopted. He criticized the Ottoman governors, Hizir Pasha in particular who ruled the region and their unjust officers such as the judges and muftis. His verses turned out to be an outrageous call for the rights and for freedom. He was hung by Hizir Pasha. But the tradition of his poesy and his struggle have remained alive for ages. His poetry was sung accompanied by saz through the ages by folk singers. Many poets acquired his name to keep Pir Sultan's voice singing more verses. According to literary historians, there were at least six other poets bearing the same name. Pir Sultan followed the traditional style of folk literature. The outstanding characteristic of his poems, the use of vernacular language, keen and clear style still prevail in folkloric poetry. He also had a great influence on the poets of young Turkey in the republican era.

 

PİR SULTAN ABDAL (10)

AAA Belgeleri
PİR SULTAN ABDAL ÖLMEDİ!
Mustafa Düzgün Kişiler gibi halklar da yarınından kuşkulu, karam-sarlık ve çaresizlik içinde yaşamak istemez, yaşayamazlar. Halkların bunca kahramanı, olağanüstü güç ve yetilere sahip insanları yetiştirip yaşatmaları boşuna değil. Yüce ermişler, "yerin yedi kat altını ve yedi kat üstünü" bilecek güçte bilgeler, ölümsüz şair ve edipler, kısacası olağanüstülüklerle dolu efsanevi kültür dünyasının kahramanları, halkların geleceğe bağlılıklarının, sönmeyen o yaşama tutkusunun birer ürünü olarak değerlendiril-melidir. İşte Osmanlı'nın acımasız zoruna karşı çıkan Pir Sultan Abdal gibi şahsiyetlerin, halkça yüceltilip efsaneleştirilmesi bundandır. Denebilir ki, ezilen, binbir haksızlığa, ağır baskı ve zorbalıklara maruz kalan büyük halk kitleleri, kendi özlemlerini, olmak istedikleri kimliği Pir Sultan Abdal gibi önderlerin kişiliğinde yansıtırlar. Yani korkağı, hödüğü, ürkeği, boyuneğeni Pir Sultan gibi kahramanların kişiliğinde, elini ayağını bağlayan prangalardan kurtulur. Birden yüreği kabarır, ayağa kalkar, çiğner geçer Hızır Paşalar'ı ve hakça olmayan düzenini. Yani Pir Sultan gibi, Köroğlu gibi kahramanlar, geniş halk kitlelerinin özlemleri ve yaratıcı gücüyle birleşerek, bir bakıma yeni ve anonim bir kişiliğe büründürülür. Bu kişi ve ölümsüz kahramanlar, tarih boyunca baskı ve zulme karşı, hak ve adalet uğruna savaşım veren yeni kahramanlara, halk kitlelerine önderlik eder, onların cesaretini kamçılar, yol gösterir, öncülük ederler. Bunun en iyi gözlemlendiği başlıca örneklerden biri hiç kuşkusuz Pir Sultan Abdal'dır. Halk hiç bir zaman umudunu söndürmez, kendine ışık tutanın kaybolup gitmesine izin vermez. Ona, onda yeteri kadar bulunmayan bir takım yeni ve üstün özellikler de katar. Çoğu kez onu sıradan bir insan olmaktan kurtarır, onu çeşitli hikmet ve kerametlerin, insanüstü-lüklerin sahibi yaparak yüceltir. Osmanlı'nın Hızır Paşa'sı, Pir Sultan Abdal'ı, Sivas'ın orta yerinde, herkese taşlatarak idam ettirdiği halde, yine de Pir Sultan ölmez! Halbu ki Musahibi bile can şirindir deyip korkusundan taş yerine elindeki gülü üstüne atarak Pir Sultan'ı yüreğinden vurmak zorunda kalır. Hal böyleyken Pir Sultan ölmez! Daha doğrusu ezilen halk kitleleri onun zorba bir Osmanlı paşası tarafından boğddurulup yokedilmesine razı olmaz. Gerçi bu olayda halk bizzat taraf olup saldırıya geçerek, Pir Sultan'ı zindandan çekip kurtarmaz. Ancak onu, insanüstü özelliklerle yeniden yoğurarak, koca Osmanlı'nın gücüne ve darağacına meydan okuyan efsanevi ve mistik büyük bir kahraman haline getirir. Paltosunu darağacında asılı bırakıp, çekip giderken yolda kimilerinin uğruna çıkar, her zamanki babacan haliyle halhatır sorar! Hatta onu kovalayan Osmanlı askerlerine bir de ders verir. O nice kan ve acılara tanık olmuş Kızılırmak köprüsüne "Eğil!" deyip askerleri suya saldıktan sonra, öylecene yürüyüp gider!.. İşte bu ölümsüz Pir Sultan, yani ölümüne ferman kılınıp Sivas'ta asılmış olan Pir Sultan, 16.yüzyılda yaşamış büyük bir Alevi halk şairidir. Sivas'ın Yıldızeli ilçesinin Çırçır Bucağı'na bağlı Banaz Köyü'nden olup öz adı Haydar'dır. Ne ki 16.yüzyılda yaşadığı bilin- mekle birlikte, doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak henüz saptanmış değil. Bununla birlikte onun Osmanlı nın baskı ve sömürüsüne kafa tuttuğu için Sivas'ta idam edildiği herkesçe biline gelmiştir. Bir de birbirinden güzel yüzlerce deyişi... Pir Sultan henüz çocuk yaştayken "Pir elinden dolu içmiş". Bir gün Yıldız Dağı'nda babasının koyunlarını güderken uyuyakalmış. Düşüne giren aksakallı bir ihtiyar, bir elinde dolu, diğerinde elma tutarak, Haydar' a uzatmış. Haydar önce doluyu içmiş, ardından da elmaya uzanmış. Elmayı alırken bir bakmış ki ihtiyarın avucunun içinde yeşil bir ben ışıldıyor. Bundan karşı-sındakinin Hacı Bektaş Veli olduğunu anlamış ve sarılıp öpmüş pirin elini. Denirlir ki Hacı Bektaş Veli, Haydar'a: «Bundan böyle Adın Pir Sultan olsun! Ünün dört bir tarafa yayılsın. Sazının üstüne saz, sözünün üstüne söz gelmesin! Al'ü evladın hakkını almak için çalışasın!» Diye buyurmuş. Sonra gözden kaybolup gitmiş!... Halk ozanları geleneğinde görüldüğü gibi Haydar da "Dolu içip" Pir Sultan olduktan sonra «Can gözü açılıvermiş», gerçekleri ayan-beyan görür olmuş! Böylece yaşamında yeni bir evre başlamış. Sazı eline aldığı gibi çalar olmuş, sözler birbiri sıra akar olmuş o andan sonra. Rivayet olunur ki o saatten sonra Haydar artık coşup çağlamış. Ünü artmış, her yanda adı anılır, deyişleri söylenir olmuş. Özellikle Kızılbaş kitlesi arasında etkisi büyümüş de büyümüş. Öyle ki nihayet Osmanlı'nın da gözünü üzerinden ayırmadığı biri haline gelmiş. "Kim ki onlardan olduğu bilinir ya da onlara giderken yakalanırsa öldürülme-lidir..." Pir Sultan Abdal'ın yaşadığı 16.yüzyılın tarihsel, ekonomik, siyasal, kültürel, toplumsal olayları hiç kuşkusuz onun düşünce ve eylem dünyasının biçimlen- mesinde başlıca rolü oynamıştır. Bu nedenle onun yaşamına yönveren, tarihsel ve toplumsal koşullara kısaca bir göz atalım. 16. yüzyılda, Anadolu halkı ekonomik ve sosyal bakımdan ağır baskı ve sömürü altına alınır. Halkı 100 den fazla vergi türünde devlete haraç ödemekle yükümlü kılınmış. Ayrıca sarayın, her yeni gelen valinin, her boydan yöneticilerin keyfi ve şahsi tasarrufları, halkı altından kalkılmaz bir yükün altına sokar. Nitekim Osmanlı tarihçisi Selânikî de sözkonusu durumu, «Fevkalâde vergiler memleketin vilâyetlerinde raiyetleri o dereceye getirdi ki, dünyadan nefret ediyorlar» biçiminde anlatır. Cevdet Paşa da vezirlerin, eyalet valilerinin, diğer devlet görevlilerinin halka karşı tutumlarını şöyle dilegetirir: «... Hemen masraflarını çıkarmak ve mümkün mertebe hallerini tanzim eylemek dâiyesiyle (niyetiyle) fukaranın ellerindekini aldıktan sonra emlak ve hayvanatını dahi sattırırlar ve âyânlıkları bey ve âyânların zulümlerini terviç (destekleyip arka çıkarak) edip anlar dahi bir taraftan fukarayı soyarlardı.» Silleli Aşık Nigâri de şu dörtlügü ile halkın tepkisini çarpıcı bir biçimde dilegetirir: Bütün malım aldın ey kanli zâlim Şikâyet ederim Hüda'ya seni Garip Mecnun gibi perişan hâlim Şu fâni dünyada ağlattın beni Yine Osmanlı tarihçisi Selaniki, «Hâkimlerin ve kadıların memleket raiyetlerine musallat olduklarını» bildirir. Sözde adaleti sağlamakla yükümlü olan bu kadı takımının içine düştükleri çirkin durumu Pir Sultan Abdal da bir şiirinde şu dizelerle dilegetirir: Koca başlı Koca Kadı! Sende hiç din iman var mı? Haramı helâli yedi Sende hiç din iman var mı? ......... İman eder, amel etmez, Hakkın buyruğuna gitmez, Kadılar yaş yere yatmaz Hiç böyle kör şeytan var mı? Pir Sultan'ın yaşadığı dönem, tarihsel bakımdan büyük gelişmelerin kaydedildiği bir zamana rastlar. Osmanlı-İran ilişkileri Çaldıran Savaşı'yla ağır bir yara almış, Yavuz Sultan Selim'in katlettiği 50.000'den fazla Alevi'nin henüz kanı kurumamış, birbirini izleyen başkaldırılar hep kanla bastırılmıştır... Emevi-Abbasi-Selçuklu Devletleri çizgisinde yürütüle gelen Alevi-Sünni düşmanlığı, Osmanlı Devleti ile yeni ve çok daha sert bir evreye ulaşır. Alevi-Sünni ikilemi, Osmanlı-İran çelişkisiyle bütünleştirilerek, Aleviler bakımından son derce sıkıntılı bir dönem başlatılır. Gerçekte çıkar çatışmasından başka bir şey olmayan Osmanlı-İran gerginliği, tarihi Alevi-Sünni düşmanlığı çizgisine oturtulmaya özen gösterilir. Böylece sorun iki devlet arasındaki anlaşmazlığın boyutlarını da aşarak, Osmanlı tebasında yaşayan Alevi-Kızılbaş toplumuna karşı yüz yıllarca sürecek olan acımasız bir savaşa dönüşür. Sultan Selim, Şah İsmail'le savaşa girişmeden önce Sünnileri kışkırtıp yanına almak amacıyla, memurlarına, Kızılbaşları «Yediden yetmişe defter ettirmiş», Müftü Hamza Efendi ve Şeyhülislam "cinci" İbn-i Kemal gibi dinadamlarına fetvalar yazdırtmış, dini risaleler hazırlatmıştır. Osmanlı Devleti boyunca sürdürülen sözkonusu politikanın, gerek Pir Sultan Abdal'ın kişiliğinin oluşma-sında, gerekse onun idamına yolaçan gelişmeler üzerinde ciddi bir etkisinin olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle Sultan Selim ve Kanuni dönemlerinde yönetimin, İbn-i Kemal ve Ebussuud Efendi gibi Şeyhülislamlara hazırlattırdığı fetvalarda yeralan anlayışa kısaca da olsa değinmekte yarar görüyoruz. İbn-i Kemal ve diğer Şeyhülislam takımının fetvalarında, Kızılbaşların Şeriat ve Muhammed'in dinine hakaret ettikleri, Kuran'ı tahrif ettikleri, Ebu Bekir ve Ömer'i halife olarak kabul etmedikleri, Muhammed'in karısı Ayşe'ye iftira ve hakarette bulundukları, Osmanlı ulemasını küçümseyip aşağıladıkları ileri sürüldükten sonra, günümüz Türkçe'siyle şöyle devam ediliyor:* "...Şeriat hükmünün ve kitaplarımızın verdiği haklarla fetva verdik ki onlar kâfirler ve dinsizler topluluğudur. Onlara sempati gösteren, bâtıl dinlerini kabul eden ve yardımcı olanlar da kâfir ve dinsizdir. Bunları kırıp topluluklarını dağıtmak bütün müslümanların görevidir. Müslümanlardan ölen kutsal şehitlerin yeri cennetin en yüce katıdır, o kâfirlerden ölenler ise bakir olup cehennem dibinde yer tutacaklar-dır. Bunların durumu kâfirlerin -kitap sahibi Hıristiyan ve Yahudiler' in- durumun-dan daha kötüdür. Bu topluluğun kestiği ya da gerek şahinle, gerek okla, gerekse köpekle avladığı hayvanlar murdardır. Onların gerek kendi aralarında, gerekse başka topluluklarla yaptıkları evlenmeler mute ber değildir. Bunlara miras bıra-kılmaz. Sadece İslamın Sultanının, onlara ait kasaba varsa, o kasabanın bütün insanlarını öldürüp, mallarını,miraslarını, evlatlarını alma hakkı vardır. Ancak bu toplamadan sonra onların tövbe ve pişmanlıklarına inanmamalı ve hepsi öldürülme-lidir. Kim ki onlardan olduğu bilinir ya da onlara giderken yakalanırsa öldürülmeli-dir ve bu topluluk hem kâfir ve imansız, hem de kötülük yapıcı olduğundan, iki nedenle de öldürülmeleri vaciptir. Dinde yardım edenlere Allah yardım eder, Müslümana kötülük yapanlara Allah da kötülük eder." Kanuni'nin ünlü Şeyhülislamı Ebussuud Efendi de, «Kızılbaş taifesinin şer'an kıtâli helâl olup, katleden gâzi ve Kızılbaş taifesinin ellerinde maktûl olanlar şehid olurlar mı?» biçimindeki bir soruyu şöyle yanıtlar: «Olur, gazâ-i ekber ve şehâdet-i azimedir.» (Büyük bir savaş ve ulu bir şahadettir) Sünni İslamın Osmanlı sarayının hamiyetine sahibolması, Padişahların aynı zamanda İslam Halifesi olmaları, Sünni İslamı devletin ve merkezi otoritenin dini haline getirdi. Böylece Sünnilik, devleti ayakta tutmada ve halka boyun eğdirmede bir araç olarak kulanıldı, kullanılageldi. Alevi-Kızılbaş toplumu ise her bakımından Sarayın saldırı hedefi haline geldi. Bu durum onu bir başkaldırıdan diğerine yönelterek, ardı arkası kesilmeyen katliamlarla karşı karşıya bıraktı. Son derce çetin geçen bu süreç bir yandan Aleviliğin anlamını ve içeriğini ezilen halk kitlelerinden yana geliştirirken, diğer yandan onu, hangi dine ve hangi millete mensup olursa olsun, Osmanlı yönetiminden rahatsızlık duyan, ona başkaldıran tüm her kesin ilgi odağı, sığınağı haline getirdi. Bu durum birçok araştır-macıyı, Sünniliği egemen sınıf olan feodalitenin ideolojisi; Aleviliği de ezilen toplum kesimlerinin ideolojisi olarak değerlendirmeye götürmüştür. Nitekim 1239'da Babailer, 1416-1419'da Şeyh Bedreddin, 1511'de Şah Kulu Baba, 1512'de Nur Ali Halife, 1518'de Şeyh Celal, 1525'te Baba Zünun, 1527'de Kalender Çelebi, 1577-1589'da Düzmece Şah İsmail ve sürüp giden çeşitli halk ayaklanmalarına, Kızılbaşlar'ın yanısıra birçok başka kesimlerden insanlar da katılmıştır. Bu dönemde Alevilere, ya da "şer'i düşünceye aykırı hareket edenlere" verilen cezalar arasında, dini önderleri suda boğdurmak ya da ateşe atmak gibi daha kısa bir süre önce Sivas'ta yaşanan meşhur cezalar da var. 2 Şubat 1577 tarihli, "Rum Beylerbeyine hüküm" diye başlayan bir Padişah fermanında aynen şunlar yeralmaktadır: «Kangallı ve Alipınar ahalisinin ekserisi İran'a meyl ve muhabbet üzre olduğu bildirilmekle bu gibileri tahkik edip tahakkuk ettikte başka bir bahane ile katlolunmaları hakkında.» Yine Amasya'da "Süleyman Fakih'in izale edilmesi" amacıyla 22 Rebiülevvel 1568 tarihinde "Amasya Beğine" gönderilen bir diğer Padişah fermanında bu "başka bir bahane" ibaresi daha bir açıklıkla ifade ediliyor, şöyle buyuruluyor: «... toprak kadısı marifeti ile mezkûrları (adı geçen kişileri) hüsnü tedarik(iyi bir hazırlık) ile ele getürüb dahi kimesne ifşa eylemadiyen (kimseye ifşa etmeden) el altından Kızıl Irmağ'a iletüb iğrak eyliyesin (Kızılırmak'a atıp boğdurasın). Ve yahut ahar vecih(uygun) ve münasib görüldüğü üzre hırsızluk ve haramilik eylediler deyu iddia eyleyüb haklarından gelesin.» "Kadılar, müftüler fetva yazarsa İşte kement, işte boynum, asarsa..." Bu kısa değerlendirme kapsamında sunulan bu bir kaç örnekten de anlaşıldığı gibi, Pir Sultan'ın yaşadığı 16. yüzyılda Osmanlı ülkesi büyük ekonomik ve siyasal çalkantılarla karşı karşıyadır. Alevi-Kızılbaş toplumu, o dönemde sahibolduğu ortak inanç yüzünden İran yanlısı olarak nitelendirilip düşman kefesine konur ve ortadan kaldırılmaya çalışılır. Öyle ki halkın önünde tek seçenek kalır: Ayaklanıp dövüşmek! Mensubu olduğu toplum, Osmanlının zulmüne en ağır biçimde hedef olurken, Pir Sultan gibi seçkin bir ozanın, yakayı ondan sıyırması mümkün mü? Gerçi Pir Sultan'ın, yüzyılı bilinmekle birlikte hangi tarihte idam edildiği henüz kesinlik kazanmış değil. Onu idam ettiren Osmalı paşasının Hızır Paşa olduğu biliniyor. Lakin bir değil birkaç Hızır Paşa yaşamış bu yüzyılda. Bunlardan hangisi ve hangi gerekçeyle Pir'in boynuna kemendi taktırmış? Yine Pir Sultan adında birden çok şair yaşamış bu dönemde. Peki Sivas'ta asılanı bunlardan hangisi?.. Hiç kuşkusuz bu ve benzeri soruların yanıtlarını araştırıp ortaya çıkarmak, edebiyat tarihçilerine düşer. Fakat bilinen o ki, dönemin Sivas'ında sazı, sözü, inanç ve eylemleriyle Osmanlı Devleti'ne karşı olan, zalimin zulmüne başkaldıran, Kızılbaş Dedesi bir Pir Sultan yaşamış. Ve bu zat ne koca Osmanlı'ya ne onun paşası Hızır'a boyun eğmiş. Zindanlarda, işkence altında dahi susmamış! Canı pahasına devrin egemenlerine kafa tutarak: Kadılar, müftüler fetva yazarsa İşte kement, işte boynum, asarsa İşte hançer, işte kellem, keserse Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan Deyip, gözkırpmadan darağacına yürümüş! Yine bu Pir Sultan, içinde "Şah" sözü geçmeyen üç deyiş söylediği taktirde idamdan kurtulacağı vaadinde bulunan Hızır Paşa'nın yüzüne: Alınmış abdestim aldırırlarsa Kılınmış namazım kıldırırlarsa Sizde Şah diyeni öldürürlerse Ben de bu yayladan Şah'a giderim Deyip, zalimlere meydan okumuştur. Onu yaşatan ve herkesin yürekten bağlandığı biri haline getiren işte bu ödünsüz savaşımıdır. Pir Sultan Abdal, kısa aralıklarla ortaya çıkan başkaldırılar geleneğinin önemli bir payı olmuştur. Osmanlı'nın halk yığınları ve özellikle Kızılbaş toplumu üzerinde estirdiği zulüm fırtınasına karşı direnmekten başka yol olmadığını herkes gibi o da bilmektedir. Şiirine egemen olan hava ve kavgacı temaya bakıldığı zaman onun başkaldırı dışında kalmış olması pek olası görünmüyor. Bununla birlikte, 1577-1589'da meydana gelen Şah İsmail ayaklanmasına ilişkin bazı şiirleri dikkate alınırsa, büyük bir olasılıkla sözkonusu ayaklanmaya katıldığı ve bu yüzden idam cezasına çarptırıldığı sonucuna varılabilir. Pir Sultan'ın boyun eğmeyen kişiliği, örnek yaşamı, kavga şiirleri, yüzyıllar boyunca toplumu derinden etkiledi. İnsanları coşturup cesaretlendirdi, elele tutuşturup kaynaştırdı. Zulme, haksızlığa, her türlü sömürüye karşı onun yaptığı birlik çağırısı dillerden düşmedi. Gelin canlar bir olalım Mazlumun hakkın alalım Münkire kılıç çalalım Tevekelt'ü ta'alallah Dizeleriyle meydanları dolduran binler Pir Sultan Abdal'ın 500 yıl önceki dileğini bugün de canlı tutmaya çalıştılar. Özellikle 1960'lı yıllardan itibaren Pir, toplumsal mücadeleye karar veren herkesin özendiği, anıp coştuğu başlıca tarihsel örneklerden biri oldu. Yüzyıllar önce Pir Sultan'ı asanlar, insanları Kızılırmak'ın sularında boğdurtanlar, ateşe atıp yakanlar, bu-gün de yaptıklarından asla pişmanlık duymuş değiller. 2 Temmuz 1993'de, yine o Sivas'ta, 33 Pir Sultan dostu yakılarak katledildi. Burada, Pir Sultan Abdal kervanına katılarak aramızdan ayrılmış bulunan o canları, bir kez daha saygıyla anıyor, insanlığın bu tür yüzkarası olaylarla hiç mi hiç karşılaşmaması-nı yürekten diliyorum. Pir Sultan Abdal'ın bizlere gösterdiği yoldan yürüyerek, ezilen, sömürülen, horlanan, düşünce ve inançlarından ötürü baskı gören, insanlık onuru incitilen, ulusal ve demokratik hakları çiğnenen tüm her kesi saygıyla selamlıyorum! * Alıntıların büyük bölümü, Mehmet Bayrak, Pir Sultan Abdal, 1986'dan alınmıştır. (Bu metin, ilkkez, Stockholm'un tarihi salonlarından biri olan Polsjärnan'da düzenlenen (1994), "Pir Sultan Abdal'ı Anma " toplantısında yapılmış, sonra çeşitli dergi ve gazetelerde yayınlanmıştır.)

PİR SULTAN ABDAL (11)

Derleyen: CANER KOCAK (Alevi Kültür Derneği Kopenhag) Pir Sultan´ın yasamı sonsuz defa eserlerine dayanılarak anlatıldı. Direnişine gelince, resmi tarih kaynaklarında veya arşiv belgelerinde hiç bir yankı bulunmaz. Tarih sadece Anadolu'daki önemli isyanlardan bahseder.( Celâlî İsyanları ve benzerleri gibi.) Pir Sultan-ın Nefesleri olmasa idi , isyanı unutulmuş olacaktı. Onu ancak şiirlerinden biliyoruz. Fakat tuhaf bir şekilde daha önemli ayaklanmalar unutulmuş olmakla beraber, Pir sultan´ın isyanı hâlâ her Bektaşî -Alevinin hatırasında canlı bir şekilde yaşıyor. Pir Sultan´ın asil adı Haydar´dir. Sivas ili Banaz Köyü'nde doğmuştur. Bir Bektaşî Ocağının piri idi . Sosyal ve İnanç isyanının başını çekmiştir. Bu olay Kanuni Sultan Süleyman ( 1524 - 1566 ) ve Sah Tahmasap ( 1524 - 1576 ) zamanında olmuştur. Şah Tahmasap , Şah İsmail'in oğludur ve adı Pir Sultan'ın şiirlerinde geçmektedir. Pir Sultan efsaneleştirilmiş. Ayaklanması ve idamı toplumsal koşullara göre güncelleştirilmiştir. Halk kahramanı oldu ve baskıya karşı mücadeleler hareketi olarak görülüyor. Şiirleri halk tarafından çok sevilir ve sözleri koşullara göre değiştirilir. Aşağıdaki deyiş protesto eden gençlerin toplanma marşı gibi kullanılıyor, onu hepimiz biliyoruz. A.Gölpınarlı ve Pertev N. Boratav'ın yayında, bu deyişin sözleri şöyledir: Gelin canlar bir olalım Münkire kılıç çalalim Hüseynin kanın alalım Tevekkeltü taâllah. Açalım kızıl sancağı Geçsin yezitlerin çağı Elimizde aşk bıçağı Tevekkeltü taâllah. Mervan soyun vuralım Hüseynin kanın soralım Padişahın öldürelim Tevekkeltü taâllah. Pir Sultan'ım geldim coşa Münkirlerin aklı şaşa Takdir olan gelir basa Tevekkeltü taâllah. Asıl metinde islenen hakk davası değil: Hüseyin'in kanını almak düşmanlarını kırmak , yani Yezid ve Mervan'a karşı bir direniş çağrısıdır. Şiirlerin teberra ve tavallâ'sı : Al-i Aba'ya sevgi, düşmanlarına nefrettir. Fakat sözlerinde gizli manalar olabilir ve o zaman Pir Sultan baskı altında kalan halkın intikamını alan bir kahraman gibi görünebilir. *** Edebiyat bakımından Pir Sultan'ın şiirleri eşsizdir. Manzaraların tasviri ve tabiat güzelliğini onun gibi kimse ifade edemez. Dili ve yazış tarzı yegânedir kimse ile karşılaştırılamaz. Aynı zamanda şiirlerinin derinliği essizdir. Mistik düşüncesini ifade etmek için sair tabiat dünyasından gelen sembolik imgeleri kullanmıştır. Örneğin, ikrarı anlatan ünlü bir deyisini alalım: "Uyur idik uyardılar Diriye saydılar bizi Koyun olduk ses anladık Sürüye saydılar bizi. Sürülüp kasaba gittik Kanarayı mesken ettik Didar defterine yettik Ölüye saydılar bizi. Halimizi hal eyledik Yolumuzu yol eyledik Her çiçekten bal eyledik Ariya saydılar bizi. Aşk defterine yazıldık Pir Divanı´na dizildik Bal olduk şerbet ezildik Doluya saydılar bizi." *** Kerbela trajedisi Bektaşî- Alevîlerin hatırasında devamlı olarak canlı yaşıyor. Ayin-i Cem'de anılır. Hüseyin'in makteli her zaman aynı heyecanla karşılanıyor. Bu sembol aynı zamanda geniş halk kitleleri içinde canlılığını korumaktadır. Hüseyin'in dramı olaylara göre güncelleştirilmektedir. Kerbelâ her zaman haksızlığın ve Alevilere karşı yapılan baskıların sembolü oldu. Hüseyin haksızlıkla öldürülen bir şehit'in sembolüdür. Fakat zamanla kahramanların ve şehitlerin kuvveti köreliyor. Tapınmaları yeniden canlandırmak gerekiyor. Örneğin : İnsanlardan uzak kalan Gök Tanri'nin yerine Sah- i Merdan , yani Ali geldi. Aleviler en çok Ali'ye dua ederler. Fakat ibadetlerinde en önemli yer Hüseyin'indir. En büyük heyecan Hüseyin'in maktelinden geliyor, çünkü Hüseyin ızdırap çeken insanlığın sembolüdür. Asrımızın son çeyreğinde (Kitap 1998 yılında ilk başımını yapmıştır.) genç Aleviler cahilliğin uyuşukluğundan uyandılar. Okumaya başladılar. Düşünsel sınıfın etkisi altında ve Avrupa ülkelerine göç eden işçilerin etkisinde sınıf çatışmalarından ve Marksist fikirlerden etkilendiler. Kerbelâ Şehitleri o zaman yeni bir anlam kazandı. Olar sosyal baskının sembolü haline geldiler. Bilindiği gibi , Alevilerin çeşitli akımları izleyen bir kaç- hatta birçok dernekleri var; Kemalist idealini koruyan ve eski Bektaşilerin manevi çocukları olan " Haci Bektaş Dernekleri". Devlete yakın olan ve Aleviliği Sünnîliğe bağlamak isteyen "Cem" dernekleri. Birde eski zaman Kızılbaşların yoluna sadık kalan ve Pir Sultan'a hayran olan "Pir Sultan Dernekleri " var. Pir Sultan her zaman idealleştirilerek seviliyordu. Nefesleri en çok söylenen şair Pir Sultan'dir. Hiç kuskusuz Alevilerin en büyük şairidir. Şiirinde okuyucuya heyecan veren mistik bir esin var. Pir Sultan'a sevgi her zaman Hazret-i Hüseyin'e olan saygıyı beraberinde taşımıştır. Her ikisi de haksızlığa uğrayan insanlığın simgeleri oldular. Yakın geçmişse, yani " temmuz 1993 tarihindeki kanlı Sivas Olayları bu görüsü daha da arttırdı ve şiddetlendirdi. Hz. Hüseyin ve Pir Sultan'ın şahadetleri iç içe

Anadolu Halkı için Pir Sultan, Kerbelâ sehitleri"nden daha yakın bir kahramandır. O güncelleştirilen ve canlandırılan bir Hüseyin oldu. Birkaç hafta evvel , müzikolog ve etnolog olan genç Fransız meslektaşım Türkiye"de Alevi olmayan bölgelerde halk müziği üzerinde araştırma çalışmaları yaparken, orada Pir Sultan Abdal"ın nefeslerinin bol bol okunduğunu yerinde tespit etmişti. Meslektaşım sünni bölgesinde Alevi şairine olan sevgi ve saygıyı bulunca çok şaşırdı.( *¹ ) Pir Sultan efsaneye girdi. İmgesi olaylara göre güncelleştirildi. Artık git gide eski Bektaşî ve Kızılbaş şairi Türk halkının milli kahramanı gibi görünmeye başlıyor. *** Kaynak: Anadolu Alevîliği ve Pir Sultan Abdal ( Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Yayınları) Yazar: Yukarıda alıntı yaptığım bölüm IRÈNE MÉLIKOFF Tarafından yazılmıştır. Derleyen: CANER KOCAK (Alevi Kültür Derneği Kopenhag)

PİR SULTAN ABDAL (12)

Yaşadığı dönemde düşünce ve şiirleriyle hem Anadolu halkını etkilemiş, hem de bu halkın bir kesiminin sözcüsü olmuştur. Pir Sultan ABDAL kişiliği, sorunları dile getirişi ve haksızlıklara karşı yürekli direnişiyle adı efsanelere de karışan Pir Sultan ABDAL bugüne kadar ulaşmıştır.
Alevilerce yedi büyük şairden biri olarak kabul edilen Pir Sultan ABDAL'ın asıl adının Haydar olduğu sanılmaktadır. 16. Yüzyıla gelindiğinde Osmanlı devleti siyasal kaygılar yüzünden dinsel hoşgörüden uzaklaşarak baskıcı uygulamalara başlamıştı. Köylüler yaşam koşulları ve ağır vergi yükü altında ezilirken haksızlıklar, rüşvetler, adaletsizlikler, iç kavgalar sürüp giderken Pir Sultan ABDAL halkın gören gözü, duyan kulağı olmuştur. Pir Sultan ABDAL savaşlarla, ayaklanmalarla alt üst olmuş Anadolu'da bir alevi Türkmen Köylü, bir halk ozanı, bir derviş, bir şeyh, bir kavga adamı olarak yaşadı. Bir şiirinde “Yetmiş üçer idik, girdik bu yola // Yalbirdalı kılıçlar hep aldık ele” dizelerinden 73 kişiyle bir ayaklanma başlattıkları anlaşılmaktadır.
Pir Sultan'ın şiirleri Anadolu tekke edebiyatının bir kolu olan Alevi-Bektaşi edebiyatının en yetkin örnekleridir. Şiirlerinde tasavvuf ve Hz. Ali sevgisi çevresinde, insan sevgisi, yaşamda eşitlik, kardeşlik, ölümsüzlük, evren-tanrı-insan üçlüsünü bir birlik içinde gören tasavvuf anlayışı kapsamında örnek bir insandır. Şiirlerinde, yaşadığı dönemin haksızlıklarını, dinsel tutuculuğu, verilen yalan yanlış fetvaları, rüşvet düşkünü kadıları bile dile getirmiştir.
Pir Sultan, şiirlerini duru ve yalın bir halk diliyle söylemiştir. Söyleyişindeki akıcılık, duygusal coşku ve derinlik ile halk dilini en ince duyguları bile anlatacak biçimde ustalıkla kullanması onun en önemli özellikleridir. Son dönemlerde yapılan araştırmalar sonunda Pir Sultan ABDAL adını taşıyan altı ayrı şair olduğu ortaya çıkarılmıştır. Araştırmacılar, değişik yörelerde ve değişik dönemlerde yaşamış olan bu şairlerin özelliklerini saptayarak birbirinden ayırma çabası içindeler...
* Bozuk düzende sağlam çark olmaz... Bu düzeni baştan sona değiştirmenin yollarını aramalıyız... Bu yoksul halkın ahı alınmalıdır...

PİR SULTAN ABDAL (13)

İ D A M S E H P A S I
Ölümüne Karar Verilenlerin Yorumsuz Öyküsü
PİR SULTAN ABDAL
Pîr Sultan, bağlandığı tarikatça yalnız dinsel önder değil, devlet başkanı olarak da görülen İran Şahları adına, Anadolu halkını Osmanlılar'a karşı kışkırttığı,ayaklanmaya çağırdığı, belki de bir ayaklanmaya öncülük ettiği savıyla, Sivas Valisi Hızır Paşa'nın emriyle tutuklanmış, yolundan dönmeyeceği anlaşılınca da asılmıştır. Söylentiye göre, asıldığı yer Sivas'ta eskiden Keçibulan adını taşıyan, sonra uzun süre Darağacı diye anılan, şimdi ise Kepçeli denilen yerdir. Bugün Sanayi Çarşısı'nın karşısında Mal Pazarı olarak kullanılan bu alanın Gazhane bitişiğinde, sıra söğütlerin bitiminde bulunan, boyu beş metre, eni bir metreden fazla, bakımsız toprak yığını onun mezarıdır. Üstündeki moloz taşlar, asılması sırasında Hızır Paşa'nın emriyle halkın attığı taşlardır.

kadılar müftüler fetva yazarsa işte kemend, işte boynum asarsa işte hançer, işte kellem keserse dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Pîr Sultan Abdal'ın yaşamı üzerine, yazılı kaynaklarda pek bilgi yoktur. Doğum ölüm yılları bile bilinmiyor. Yaşamı üzerine bilgiler, genellikle, kendi şiirlerinden, halk söylentilerinden, kuşaktan kuşağa anlatılagelen menkıbelerden, bir de yakınlarının ya da başka ozanların onu anlatan şiirlerinden çıkarılır. Gene de bu yollardan epeyce bilgi edinilmiştir, çünkü Pîr Sultan, bağlandığı tarikatın din anlayışını, dünya görüşünü yansıtmakta ya da derinleştirmek için soyut şiirler yazan bir sanatçı değildir, doğrudan doğruya başından geçenleri, kavgasını, özlemlerini, katlandığı acılari, yaşamının türlü yönlerini yansıtan somut şiirler yazmıştır. Şiirlerden, halk söylentilerinden çıkarılan bilgilere göre, Pîr Sultan Sivas'ın Yıldizeli İlçesinin Çırçır Bucağına bağlı Banaz köyünde doğmuştur. Yıldizdağı eteklerinde, Çırçır'a kırk sekiz kilometre uzaklıkta, denizden bin yedi yüz metre yüksekte, çoğu tek katlı kerpiç evleri, soğuktan korunmak için yarıyarıya toprağa gömülü bir köy... Banaz'da bugün de Pîr Sultan'ın olduğu söylenen bir ev, önünde şairin yaşadığı dönemden kaldığına inanılan bir söğüt ağacı, ağacın altında, asâsının ucuna takıp Horasan'dan getirildiğine inanılan bir değirmen taşı vardır. Pîr Sultan yaz aylarının güzel havalarında bu taşın üstüne oturup karısıyla sohbet edermiş. Köylüler bu evi, ağacı, taşı kutsal sayarlar. Kızının yaktığı ağıtta uzun boyluluğuna, biçimliliğine değinilen şairin asıl adı, şiirlerinde belirttiğine göre, Haydar'dır. Bir yerde soyunun Yemen'li olduğunu, bir yerde Peygamber'in öz torunu olduğunu söyler, bir yerde de İmam Zeynel-Âbidin'den "Zeynel dedem" diye söz eder. Uzmanlara göre, Pîr Sultan'ın bu sözleri söylemesinin nedeni halk üzerindeki etkisini arttırmak içindir. Muhammed peygamber soyundan geldiklerini, "seyyid"liklerini ileri sürmek tarikat uluları arasında bir gelenektir. Genel kanı, şairin İran'ın doğusundaki Türk yurdu Horasan'dan, önce İran Azerbeycanı'ndaki Hoy kasabasına, oradan da Anadolu'ya göçüp Sivas'a yerlesen bir Türkmen soyundan geldiği yolundadır. Çocukluğu çobanlıkla geçen Pîr Sultan'ın okuma yazma bildiği anlaşılıyor, ama bilgin bir kişi olduğu söylenemez. Tekke eğitimi çerçevesinde kalmıştır. Halifeler tarihini, peygamber menkıbelerini, evliya menkıbelerini, tarikat kurallarını, Yunus Emre'yi, Hatâyî'yi bilir. Bunlar dışında, çağının bilimleriyle ilgilenmediği gibi, divan edebiyati ile de ilgilenmemistir. Şiirlerinde Yunan mitolojisinin, İran mitolojisinin izleri pek yoktur. Ayrıca, genel olarak bütün tarikatların kaynaklandığı Tasavvuf felsefesinin yüksek konularına da girmez. Söylentiye göre, Pîr Sultan'ın üç oğlu, bir kızı varmış. Oğullarından Seyyit Ali Banaz köyünün üst yanındaki çam korusunda,Pîr Muhammed Tokat'ın Daduk Köyünde, Er Gaib de Dersim'de gömülüymüşler. Adı Sanem olan kızının Pîr Sultan asıldığı zaman söylediği ağıt çok ünlüdür. Bazi uzmanlar bu ağıtı Sanem'in ağzindan bir tarikat ozanının yazmış olabileceğini belirtirler. Pîr Muhammmed ise babası gibi şairdir. Delikanlı iken attan düşerek öldüğü, Pîr Sultan'ın "Allah verdiğini almaz dediler / Bana verdiğini aldi n'eyleyim" derken bu olaya değindiği söylenir. Şiirlerinden uzun yaşadığı, çok çocuğu bulunduğu açıkça anlaşılan şairin, sağlığında iki oğul acısı görmüş olduğunu ileri sürenler de vardır. Pîr Sultan Alevî-Bektaşî tarikatındandır. Tarikata girme arkadaşı, yani musaibi, Ali Baba'dIr. Bağlandığı tekkenin pîri ise, Ahmet Yesevî'nin Anadolu'ya gönderdiği dervislerden Koyun Babanın tekkesinde, Bektaşîliğin kurucusu Hacı Bektaş Veli'nin tekkesinde posta oturmuş, yani en üst makamlara getirilmiş Şeyh Hasan'dır. Pîr Sultan, bağlandığı tarikatça yalnız dinsel önder değil, devlet başkanı olarak da görülen İran Şahları adına, Anadolu halkını Osmanlılar'a karşı kışkırttığı,ayaklanmaya çağırdığı, belki de bir ayaklanmaya öncülük ettiği için, Sivas Valisi Hızır Paşa'nın emriyle tutuklanmış, yolundan dönmeyeceği anlaşılınca da asılmıştır. Söylentiye göre, asıldığı yer Sivas'ta eskiden Keçibulan adını taşıyan, sonra uzun süre Darağacı diye anılan, simdi ise Kepçeli denilen yerdir. Bugün Sanayi Çarşısı'nın karşısında Mal Pazarı olarak kullanılan bu alanın Gazhane bitişiğinde, sıra söğütlerin bitiminde bulunan, boyu beş metre, eni bir metreden fazla, bakımsız toprak yığını onun mezarıdır. Üstündeki moloz taşlar, asılması sırasında Hızır Paşa'nın emriyle halkın attığı taşlardır. Mezarının, bir menkıbeye göre Erdebil'de, Bektaşî geleneğine göre de Merzifon'da olduğu söylenir. Daha başka söylentiler de vardır, ama gerçeğe en yakın görünen söylenti asıldığı yere gömüldüğü, yakınlarının, tarikat erlerinin, hükümet baskısı yüzünden ölüsünü alıp köyüne bile götüremedikleridir. Şiirlerinden, halk söylentilerinden çıkarılan bu dağınık bilgileri değerlendirebilmek için, önce, Pîr Sultan'ın ne zaman yaşadığını saptamak gerekir. NE ZAMAN YAŞADIĞI Uzmanlar "Yürüyüş eyledi Urum üstüne" diye başlayan şiirindeki sözlerine bakarak, Pîr Sultan Abdal'ın Şah Tahmasb zamanında yaşadığını söylüyorlar. Bu şiirinde şöyle sözler var: Aslını sorarsan Şah'ın oğludur (...) Koca Haydar Şah-ı cihan torunu Ali nesli güzel imam geliyor "Koca Haydar Şah-ı cihan" diye anılan, Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'dır. "Şah" diye anılan ise, Akkoyunlu Devleti'ni yıkıp Safevîoğulları Devleti'ni kurarak Şîî mezhebi başkanlığı ile devlet başkanlığını birleştiren, Şah İsmail'in kendisidir. Şeyh Haydar'ın torunu, Şah İsmail'in oğlu da Şah Tahmasb'dır. Şah Tahmasb'ın saltanat döneminin (1524-1578) büyük bir bölümü, Kanunî Sultan Süleyman'ın saltanat dönemine (1520-1566) rastlar. Bu iki hükümdar geçmişteki acı olaylar yüzünden, uzun süre ülkeleri arasında barışı sağlayamamışlar, İranlılar ile Osmanlılar, 1534'ten 1554'e kadar, tam yirmi yılı anlaşmazlıklar, çatışmalar, savaşlarla geçirmişlerdir. Kanunî Sultan Süleyman 1534'te yaptığı doğu seferinde, İranlılar'ın elinde bulunan Bağdat'ı Osmanlı topraklarına katmış, Şah Tahmasb 1548'de Anadolu'ya girerek Kemah'a kadar ilerlemiş, 1552'de Erciş, Ahlat kalelerini geri almıştır. Pîr Sultan'ın şiirlerindeki olayların Şah Tahmasb dönemindeki olaylara uyması, daha sonraki İran şahlarının Anadolu üzerine "yürüyüş eylemiş" olmaları, bazı uzmanların kesin konuşmalarına, şairin bu dönemde yaşadığından şüphe edilemeyeceğini söylemelerine yol açar. Oysa bu dönemde Sivas'da valilik etmiş bir Hızır Paşa yok, ama 1552'de Köstendil, 1554'de Şam, 1560'da Bağdat beylerbeyliklerinde bulunmuş bir Hızır Paşa var. Uzmanlar 1567'de ölen bu Hızır Paşa'nın, Bağdat'a giderken, Sivas'a uğrayıp oradaki ayaklanmayı bastırmış olabileceğini söylüyor. Bu görüş doğruysa, Pîr Sultan 1560'da asılmış demektir. Pîr Sultan'ın dili on altıncı yüzyılın ikinci yarısının dilidir, diyen bazı uzmanlar ise sairin 1560'da asılmış olabileceğini kabul etmiyorlar. Onlar halk söylentisini değerlendirerek başka bir yoldan gidiyor, Sivas'da valilik etmiş Hızır Paşa'yı arıyorlar. Sofi Aziz Mahmut Hüdâyi Efendi'nin I. Ahmed'e yazdığı bir mektupta, Alevîler ile Seyh Bedreddin'e bağlı olanları iyi tanıyan, onlarla uğraşmasının bilen bir Hızır Paşa'dan söz ediliyor. Belgenin ilgili bulunduğu dönemde ise iki Hızır Paşa yasamış. Birinin özellikleri şöyle: Deli Hızır Paşa, Van Beylerbeyi (1582), Kars Beylerbeyi olarak Iran seferine katılma (1587), Erzurum Beylerbeyi (1588), Sivas Valisi (1588), Diyarbakır Valisi (1589), gene Sivas Valisi (1590), Tuna Muhafızı (1602), Budin Muhafızı (1605), ölümü (1607). Deli diye anılması gözü pek, acımasız bir kimse olduğunu gösteriyor. Ayrıca İran seferine katılmış, yanı Safevîlere karsı savaşmış. Safevî yanlısı Alevîlere düşmanlık besleyebilir. Iki kere Sivas'a vali gönderilmiş, ikincisinde oldukça uzun kalmış. Alevîleri iyi tanıdığı, onlarla uğraşmasını bildiği anlaşılıyor. Pîr Sultan'ı astıranın Sivas Valisi Deli Hızır Paşa olduğunu söyleyen uzmanların görüşü doğruysa, şairin ölümü 1588'de, ya da 1590'dan sonradır. Gene uzmanlara göre, Pîr Sultan 1534'de Bağdat'ın Osmanlılara geçişi üzerine, İran Şahına, Güzel Şah'ım çok yerlerden görünür Aslı nedir niye verdin Bağdat'ı diye şiir yazmıştır. 1534 ile 1590 arasında 56 yıl var. Pîr Sultan bu şiiri yazdığında, diyelim 20 yaşındaysa, 76 yaşında ölmüş olur. Böyle uzun bir ömür sürdüğü kabul edilirse, uzmanlar arasındaki görüş ayrılıkları da sona erebilir. Çünkü bu uzun ömre hem Pîr Sultan'ın şiirlerindeki olaylara uygun düşen Şah Tahmasb dönemi, hem de Deli Hızır Paşa sığdırılabiliyor. Gene de bazı durumların açıklanması kolay değil. Örnekse, Pîr Sultan'ın şiirlerinde bir Alevî ayaklanmasından söz ediliyor, oysa Deli Hızır Paşa döneminde Sivas'da böyle bir ayaklanma olmamış. Uzmanlar arasındaki görüş ayrılıklarının ötesinde, kesin olan şudur: Pîr Sultan Abdal on altıncı yüzyılda Anadolu'da, Sivas yöresinde yaşadı. KİTAPLAR Pîr Sultan Abdal üzerine ilk önemli çalışmayı 1929'da Sadettin Nüzhet ERGUN yapmış, 105 şiir yayımlayarak, şair üzerine bilgiler verilmiştir: XVII Asır Saz Şairlerinden Pîr Sultan Abdal. Konuya ikinci önemli yaklaşım Pertev Naili BORATAV ile Abdülbâki GÖLPINARLI'nın birlikte hazırladıkları, 1943'de yayımlanan Pîr Sultan Abdal adlı kitaplar olmuştur. Diğer yayınlar: Pîr Sultan Abdal,Abdülbâki Gölpınarlı, Varlık Yayınevi Pîr Sultan Abdal, Cevdet Kudret, Yeditepe Yayınevi Pîr Sultan Abdal, Cahit Öztelli, Milliyet Yayınevi Sabahattin Eyüboğlu'nun, ölümünden önce hazırlayıp bitiremeden bıraktığı bir seçmeler kitabı, dostlarınca tamamlanıp Cem Yayınları arasında basıldı. SANATI Halkın benimsediği, destan kahramanı durumuna getirdiği sairlerin alınyazısını Pîr Sultan da paylasmıstır. Uzmanlar yazmalarda gördükleri ya da ağızdan agıza sürüp gelen Pîr Sultan şiirlerinden hangilerinin gerçekten onun olduğunu, hangilerinin onun adına başkalarınca söylendiğini ayırmakta güçlük çekiyor, çaresiz kalıyorlar. Görünüşe bakılırsa, halkımız Pîr Sultan'ın şiirlerini çoğaltma çabasını günümüzde bile sürdürüyor. On altıncı yüzyılda yazıldığı bilinen bir yazmadaki, genellikle eski yazmalardaki Pîr Sultan şiirleriyle sonradan bulunanlar arasında, gerek dil, gerek söyleyiş yönünden büyük ayrılıklar olduğu gerçektir. Bu durumu gözönünde tutan uzmanlar, Pîr Sultan'ın sanatı üzerine konuşurken, özellikle eski yazmalardaki şiirlerinden, onun söylediğine kesin diye bakılan şiirlerden yola çıkıyorlar. Görüşleri şöyle özetlenebilir: Pîr Sultan halk edebiyatı geleneklerinden hiç ayrılmamış, ölçü, uyak, biçim, dil, söyleyiş özellikleriyle, bir halk ozanı görünümünü hep sürdürmüştür. Şiirlerini genellikle hece ölçüsünün 11'li (4+4+3 ve 6+5) ya da 8'li (4+4 ve 5+3) kalıplarıyla yazmış, arada 7'li kalıbı da kullanmıştır. Aruz ölçüsüyle şiiri yoktur. Yalnız, gene heceyle yazdığı bir şiirinde gazel düzenini denemiştir. Bunun dışında şiirleri hep dörtlükler biçimindedir, koşma ya da semaî biçiminde... Çoğu zaman yarım uyak kullanmış, ses azlığını rediflerle giderme yoluna da sık sık başvurmustur. Şiirlerinden Pîr Sultan'in saza bağlılığı açıkça anlaşılıyor. İyi bir çalgı ustası olduğu da düşünülebilir. Konularını yalnızca dinsel inançlardan, mezhep ya da tarikat inançlarından almamış, yaşamın çeşitli yönleri üzerine kesinlikle din dışı şiirler de söylemiştir. Tarikat şiirlerinde ise, Ali, On İki İmam gibi genel konuların yanı sıra, kendi kavgasını, yaşadığı günlerdeki çatışmaları, ayrıntılarıyla yansıtmış olması çok ilginçtir. Kurumsal konulara, örnekse Tasavvufun derin sorunlarına girmemiş, yaşam karsısında hep dışa dönük kalmıştır. İnançlarının,kavgasının yılmak bilmez, sözünü sakınmaz bir propagandacısıdır. Onun şiirlerini okurken Anadolu'nun toplumsal tarihi üzerine bilgiler ediniriz. devlet düzenini bozukluğunu, mezhep ayrılığından doğan iç kavgaları, bu yüzden Alevîlere yapılan zulümleri, kadıların haram yediğini, müftülerin yalan yanlis fetva verdiğini, Siilerin karsılastıgı güçlüklerin Sünnî halktan değil, Sünnî Osmanlı Devleti'nden geldiğini öğreniriz. Alevî Türkmenlerin, yönetimi durmadan bozulan, dinsel hoşgörüden uzaklaşan Osmanlılardan nasıl kopup, Mehdî diye, kurtarıcı diye İran Şahlarına sarıldıklarını, siyasal kaygılara nasıl araç edildiklerini görürüz. Bu bağlanışın altındaki çaresizlikleri, giderek bu bağlanışın yarattığı umut kırıklıklarını sezeriz. Pîr Sultan din dışı konular islerken halk ozanlarının kalıplaşmış sözlerini kullandığı gibi, zaman zaman bunlardan bütünüyle uzaklaşmış köy yaşamını tertemiz, katkısız bir gözlem gücüyle yansıtan şiirler de söylemiştir. İnsan, hayvan, doğa sevgisiyle örülmüş şiirler... Kullandığı dil çağının konuşma dilidir. Yabancı sözcükler, din, mezhep, tasavvuf, tarikat aracılığıyla yaşadığı günlerin konuşma diline girdiği oranda onun şiirlerine de girmiştir KAYNAK: MEMET FUAT Pîr Sultan Abdal


PİR SULTAN ABDAL (14)

16'ncı yüzyılda yaşadı. Hakkında fazla bilgi yok. Asıl adı Haydar. yaşamının büyük bölümü Banaz köyünde geçti. 16'ncı yüzyılın ikinci yarısında Sivas çevresinde boy gösteren Alevi-Bektaşi kökenli ve İran yanlısı mezhep olaylarına karıştı. Sivas Beylerbeyi Deli Hızır Paşa, Pir Sultan'ı astırdı. Ölümümün, 1547-1551 ya da 1587-1590 arasındaki bir tarih olduğu sanılıyor. Çeşitli araştırmalarda 6 ayrı Pir Sultan kimliğine değinilir. Sırasıyla, Çorum yöresinden olup bir süre Ankara'da Hasan Dede tekkesinde kalan Pir Sultan'ım Haydar, aruzla şiirler yazan Pir Sultan, Divriği yöresinde yetişen ve asıl adı Halil İbrahim olan Pir Sultan Abdal, 18'inci yüzyılın ikinci yarısı ile 19'uncu yüzyılın başında yaşamış olan Abdal Pir Sultan, 16'ncı yüzyıl sonu ile 17'nci yüzyıl başında yaşayan ve Pir Sultan'ın asılmasıyla ilgili deyişleri söyleyen Pir Sultan Abdal. ve son olarak menkıbeleşmiş yaşamıyla tanınan, Hızır Paşa'nın astığı kabul edilen 16'ncı yüzyıl şairi Banazlı Pir Sultan Abdal. Halk edebiyatı araştırmacıları, gerçek Pir Sultan Abdal olarak Banazlıyı kabul eder. Pir Sultan Abdal, Alevi gelenekleri ve tarikat içinde yetişti. Hayati (Şah İsmail), Kul Hüseyin ve Kul Himmet'ten etkilendi. Şiirlerinde duru ve yalın bir kullandı. Ana konuları, aşk, tasavvuf ve kavgadır. Tekke ve tasavvufun kalıplarını aşıp geniş bir halk kesimine seslenebildi. Medrese öğrenimi görmediği için, diğer bazı halk şairlerinin tersine, Divan Edebiyatı'ndan hiç etkilemedi. Saaddin Nüzhet Ergun, Abdülbaki Gölpınarlı, Pertev Naili Boratav, Cevdet Kudret, Cahit Öztelli, Sabahattin Eyuboğlu, Mehmet Fuad, Ohan Ural, Mehmet Bayrak ve Erol Toy'un Pir Sultan Abdal araştırma ve kitapları var.
http://www.milliyet.com.tr/ozel/edebiyat/Halksiiri/pirsultan/


Reklam Verenler
ADD
 
: KARMA :

Aşık Veysel

Aşık Mahsuni Şerif

ATATÜRK VE 19 RAKAMI

Bozatlı Hızır

Fakir Baykurt'un Anısı

Fuzuli

Güvenç Abdal

Hıdır Şeyh

Karaca Ahmet Sultan

Karaca Ahmet Sultan Dergahı

Kaygusuz Abdal

Kazak Abdal

Karacaoğlan

Muharrem Orucu

Pir Sultan Abdal

Pir Sultan Abdal'ın Tanrı Anlayışı

Yunus Emre

 
 
ŞİİR KÖŞESİ
 

 

Bu sitede sunulan bilgiler sadece bilginin kaynağı olan şahıs / kurum ile ilişkilendirilebilir.

© 2004 - 2009 : Hubyarlılar.org

Resmi İnternet Yayın Organıdır. Tüm Hakları Saklıdır.

Site Yöneticisi : Celalettin SARIYAR



En iyi Çözünürlük 1024x768